Pazar, Haziran 03, 2007

BURSA-ULUDAĞ

Yukarılara doğru yükselişe geçtiğimizde hava günlük güneşlikti.Telefirikte bazı grupların içerisinde yükseklik fobisinden dolayı o doyumsuz manzaraları seyredemeyenler olsada aslında her şey çok güzeldi.
Yükseldikçe hava hafiften değişmeye başlamıştı.1230m.den sonraki ilerleyişimiz kelimenin tam anlamıyla harikaydı.Aşağıları seyretmek gerçekten insanın içerisine farklı bir heyecan veriyordu.
Zirvede eğlenen çocuklar,gençler,piknik yapan aileler..Biz de önce yürüyüşümüzü yaptık.Bu güzel havayı fırsat bilip teneffüs ettik ciğerlerimize...

Ve dönüş yolu..bir kış boyu hasret kaldığımız yağmur aniden Uludağ'da bastırınca daha fazla gecikmeden tekrar geldiğimiz gibi döndük.Ama yağmuru dinlemeyip çıkanlarda yok değildi..

Perşembe, Mayıs 31, 2007

ALİ'NİN DÜĞÜNÜ

Geçtiğimiz günler malumunuz Ali'nin düğününe iştirak etmek için yola çıkmış 1 hafta 10 gün kadar sizlerden ayrı kalmıştım.Her ne kadar düğün nasıl geçti?diye meraklanan olmasada ben yine de sizlerle ufakta olsa paylaşayım istedim Ali'nin düğününü.
Öncelikle sade,proğramlı,düzenli bir düğün olduğunu söylemem gerek.Düğünde seçkin bir davetli topluluğu vardı.Türkiye'nin muhtelif yerlerinden gelmişlerdi.Birbirinden değerli zatlar güzel konuşmalar yaptılar.Biz dinleyicilerde müstefid olduk bu konuşmalardan.
Ali kardeş düğünüyle ilgili tüm ayrıntıları düşünmüş, davetlileri memnun edebilme adına güzel bir organizasyon yapmıştı.Bu bağlamda yemek eşliğinde Türk Tasavvuf musikisi ve akabindeki Mevlevi gösterisi kelimenin tam anlamıyla takdire şayandı.

Düğün bitiminde ise Ali'ye tebriklerimi ilettikten sonra,düğünle ilgili fotoğraf yayımlayıp yayımlayamayacağımı sordum ama malesef olumsuz cevap aldım. Ben yine de Ali kardeşin affına sığınarak yukarıda kendi objektifimden olan bu fotoğrafı yayımlıyor satırlarıma nokta koymak istiyorum. Bu vesileyle Ali kardeşimizi ve kıymetli eşini tekrar tebrik ediyor bir ömür boyu mutlu,huzurlu bir hayat diliyor rabbimden kendilerine hayırlı zürriyetler vermesini niyaz ediyorum.




AZİZ İSTANBUL

Gönlümün müstesna yerinde konumunu muhafaza etmiş mübarek bir şehir İstanbul.Nasıl mübarek olmasın ki;bünyesinde Eba Eyyub-il Ensariyi,sultanları,evliyaları, selatin camilerini,sarayları ve daha nice değerleri barındıran,medeniyetlere ev sahipliği yapmış,fetholunacağı Peygamber tarafından müjdelenmiş,mazisi buram buram tarih kokan, gözlerimi dünyaya açmış olduğum,şairin ifadesiyle yedi tepe üzerine kurulmuş aziz İstanbul...

Toprağın su ile buluştuğu an gibiydi kavuşmamız.Gecenin karanlığında kimsenin görmesini istemeyecek kadar gizemliydi buluşmamız.Sen bana ben sana yabancı değildik ama hasret kalmıştık birbirimize.Ama doyamadan ayrıldık birbirimizden.Dağlar,yollar girsede aramıza senin sevgin bambaşkadır gönül sarayımda...

Boğazın serin sularında Güzel yalı yönüne doğru ilerlerken seyrettiğim o eşsiz ve doyumsuz manzaraların hala hayallerimde.Bu uslanmaz gönül Fatih'in seni fethettiği o günleri yad etmekte..Rabbim seni tüm kötülüklerden muhafaza buyursun.Tarihine,ecdadına yakışır bir şehir kılsın ey aziz İstanbul...

Cumartesi, Mayıs 26, 2007

BARLA

Sözler, Mektubat ve Lem’alar’ın tamamının telif edildiği yer.Şirin mi şirin bir şehir Barla.Üstad Bediüzzaman'ın 8 yıl mütemadiyen daha sonra da belirli aralıklarda kalmış olduğu Eğirdir gölüne nazır hoş bir şehir..

Muhterem Babam ve çok değerli bir aile dostumuzla yıllar sonra nasip oldu bu güzel şehri ziyaret etmek.Ulaştığımızda saatler çoktan gecenin yarısını geçmişti.Havası serin ve insana huzur veriyordu.

Sabah namazını A.Kadir Badıllı abinin taşlarını Urfadan getirtip tekrar imar ettirdiği Üstadın camisinde ifa ettik.Manevi atmosferden etkilenmemek imkansızdı.Allah şefaatlerine mazhar kılsın inşallah...

Namazın akabinde eve dönüp evrad,ezkar ve bir müddet daha dinlendikten sonra kalkıp kahvaltımızı yapıp hemen yanıbaşımızda komşu olan Üstadın evini ziyaret ettik. Muhtelif yerlerden gelen ziyaretçiler vardı.

Evin hemen yanıbaşında ulu bir çınar ağacı vardı.Üzerine çıkıp tefekkür ettiği yer tüm heybetiyle aynen duruyordu.
Hemen az aşağıda üstadın 28.sözü yazdığı ve cennet bahçeleri misali diye nitelendirdiği bahçe.
Cuma vakti yaklaşmıştı.Ertesi günü devam etmek ve Isparta da sevdiğimiz bir dostun resmi nikah töreni merasimine yetişmek üzere ayrıldık Barladan...

Çarşamba, Mayıs 16, 2007

DAVETE İCABET

Davete icabet, müslümanların birbirleri üzerindeki haklarından birisidir. Peygamberimiz (s.a.s.): "Müslümanın müslüman üzerinde altı hakkı vardır" buyurdu. Ashab'ın bunların neler olduğunu sormaları üzerine şöyle devam etti: "Karşılaştığın zaman ona selam ver; seni davet ettiği zaman davetine git; senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver: aksırdığı zaman "elhamdülillah " derse yerhamükellah (Allah sana rahmet etsin!) de; hasta olduğu zaman onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun." (Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz. 1)

Efendim ben de bundan bir müddet önce almış olduğum davete icabet etme mukabilinden yarın yolculuğa çıkacağım.Dolayısıyla yaklaşık olarak bir hafta süreyle siz değerli dostlarımdan ayrı kalacağım.Güzergahım inşallah Konya,Isparta,Afyon,Kütahya,İstanbul ve Bursa olacaktır.Yok yok çok yakından tanıdığınız blogların üstadına filan özeniyor değilim.Ben düğüne iştirak etmişken birazda gezeyim,bu fırsatı bir daha zor bulurum düşüncesiyle böyle yolu uzattım biraz.Hem ahbap ve dostları ziyaret,hem davete icabet benimkisi.Allah kabul etsin.Döndüğümde Allah'ın izniyle gördüklerimi,gezdiğim yerleri sizlerlede paylaşmak isterim.

Şimdilik kalın sağlıcakla.Benim yokluğumda bloğumu ziyaretsiz ve yorumsuz bırakmayın :)Allah'a emanet olun.Selamlar..

YORUMSUZ...


Salı, Mayıs 15, 2007

ANTEP DİYARI

Geçtiğimiz hafta sonu G.Antep'de idik.Tabii G.Antep'de gezilecek yer çok.Antep kalesi,Tahmis kahvesi,Mevlevihane,birbirinden ilginç camileri,çarşıları hele hele araya yemek molaları-antep lahmacunları,çiğ köfteleri,patlıcan kebapları,baklavalar-girince işin altından kalkmak bir hayli zor oluyor:)


Neyse lafı fazla uzatmayalım.Biz her ne kadar geziye çıkmadan önce çarşı marşı yok dediysekte ilk indiğimiz yer çarşı pazar oldu.Laf aramızda belimiz kırılıncaya kadar gezdik dolaştık Antep çarşılarında.Sonra uygun bir lokanta bulup yemeklerimizi afiyetle yedik.Ee..yemek yiyip baklava yememek olmazdı tabi:)


Daha sonra ne mi yaptık?Hayvanat bahçesine gittik.Çocuklar ne zamandır görmeyi arzu ediyorlardı zaten.Ulaştığımzıda bizi aşağıdaki arkadaş karşıladı:)



Daha sonra Akvaryum bölümüne girdik.Çok ilginç ve güzel manzaralarla karşılaştık.


bu bölümden ne kadar çıkmak istemesekte daha çok ziyaret edilecek hayvanlar vardır:) diyerek çıktık kendimizi ormanların içerisine doğru attık.İlerledikçe karşımıza daha vahşi hayvanlar çıkmaya başladı


Kafamızı ne tarafa çevirsek karşımıza Aslan,Sırtlan,Kartal,Yılan,Timsah v.b yırtıcı ve vahşi hayvanlar çıkmaya başlayınca durumun vehametini idrak edip zaten akşam da oluyor diyerek gerisin geriye çıkmaya karar verdik:)zaten bitecek gibi değildi.Ne kadar büyükmüş??




Lafı uzatmayalım,başınızı ağrıtmayalım.Biz evimize dönerken biri de bize sırtını dönmüş etrafı kolaçan ediyordu...

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

...

Bugünler yazı ekleyemediğimin farkındayım.Ama inanın şevkim yok hiç.Beni mazur görün bundan dolayı..

Ülkemdeki son 10 gün içerisindeki gelişmeler beni mahzun kılan.Olgun bir demokrasiye ulaşamamız,hukukun siyasete alet olması beni üzen.Demokrasi adına mitingler düzenleyip demokrasinin erdemliğini benimseyememiş olanlar,milletin adına yüce meclise gidipte demokrasinin gerekliliğini yapma cesaretini gösterip yüreğini ortaya koyamayanlar beni hüzünlendiren...

Ama umutsuz değilim.Kazanan Allah'ın izniyle demokrasi,hukuk ve sağduyu olacak.Milletin sedası yükselecek bu gök kubbede...

Çarşamba, Nisan 25, 2007

Cumartesi, Nisan 21, 2007

RASULULLAH(S.A.V)'E İTTİBA ETMEK

Birçok değerin ve kıymet hükmünün alt üst olduğu,kalbi ve ruhi hayatın iflas ettiği,Muhammedi bir havanın bizden uzaklaştığı günümüzde,Efendimiz (s.a.v)'e ittiba etmek meselemizi çözümleyecektir.Zira sevgili Peygamberimiz Veda hutbesinde;"Size iki emanet bırakıyorum,onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.O emanetler,Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim ve Peygamberinin sünnetidir."buyurmaktadır.Müslim,Hac,147

Ancak -ittiba etmek- sadece sözde kalmamalı,özde olmalıdır.Bunun için yapılan anma törenleri güzel etkinlikler olmakla beraber,anmanın ötesinde sevgili Peygamberimizi daha iyi anlama yönünde adımlar atmalı ve onun sünnetine hayatımızın her safhasında uymalı ve Efendimiz (s.a.v)'i herkesten daha fazla sevmeliyiz.Çünkü hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır; "Sizden birinize ben, annesinden, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe tam iman etmiş olamaz."Buhari, İman: 8; Müslim, İman: 69, 70.

O zaman gelin hep beraber Efendimizi(a.s)daha iyi tanımak için çaba sarfedelim,sünnetine sımsıkı sarılalım,kendimize düstur edinelim.Zaten Cenab-ı hak bu mealde şöyle buyuruyor;"(Ey Habibim!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”Al-i İmran 3/31.

Allah bizleri habibine uyan sevgili kullarından eylesin...

Perşembe, Nisan 19, 2007

SEN KİMSİN?

Sen Allah’ü Tealanın “Muhakkak biz insanı en güzel bir şekilde yarattık.” Hitabıma muhatap olan ve bu ilahi kitabın hakkını veren en sevgili kulsun.

Sen, dehşetli kıyamet gününde peygamber dahil herkesin “nefsi nefsi dediği ve secdelere kapandığı o günde, ümmetimi isterim yarab bağışlamadıkca secdeden kalkmam yarab” diye feryat edecek olan Habibi Kibriyanın ümmetisin .

Sen Hz. Resulullahın ashabına “orduya yardım edin dediği zaman” bütün servetini alıp getiren ve Resulullahın “çoluğuna çocuğuna ne bırakrın” sorusuna “Allah ve Resulunu bıraktım” cevabını veren Hz. Ebu Bekir’in yolundasın.

Sen devlet reisi olduğu halde içi su dolu tulumu yüklenerek halk içerisinde dolaşan ve oğlunun “Babacığım ne yapıyorsun ?” sorusuna “Kendimi biraz beğenir gibi oldum onu zelil etmek için böyle yapıyorum” diyen Hz. Ömer’in izndesin.

Sen müslümanlar arasında açlığın ve kıtlığın hüküm sürdüğü bir zamanda Şamdan gelen, kendisine ait erzak yüklü bin deveyi yükleriyle beraber müminlere dağıtan Hz. Osman’ın ardındasın.

Sen cebindeki dört dirhen servetinin birini gizli, birini açıkça, birini gece ve kalan bir dirhemide gündüz kimsesizlere veren ve Allah Resulünün “niçin böyle yaptın “ sorusuna “Belki Allah bunlardan birisini kabul eder diye böyle yaptım” diyen Hz. Ali’lerin peşindesin.

Sen Allah yolunda cihada çıkan ve karşısında Atlas okyanusunu görünce atını dizlerine kadar suya süren ve kılıcını çekip “Yarabbi! Şahit ol önüme şu uçsuz bucaksız derya çıkmamış olsaydı şanını daha ileriye götürecektim” diye feryat edip göz yaşı döken Mücahitlerin peşindesin.

Sen Resulullahın müjdesine nail olup küfrün doğu kalesi İstanbul’u fethedip islama teslim eden ve bu zaferle yeni bir çağ açan Fatihlerin, dünyayı müslümandan başkasına dar gören Yavuzların, karaların ve denizlerin sultanı Kanunilerin neslisin.

Sen İstanbul’da okumaya başladığı ezanı Çaldıran ovasında bitiren, Tuna da aldığı abdestin namazını Afrika çöllerinde kılan, Hazal kıyıların da getirdiği tekbir seslerinin yankılarını Viyana kapılarında duyan kahramanların, şehitlerin torunusun.

Ve kısaca şairin ifadesiyle sen;
Malazgirt’te arslan, surlarda Ulubatlı Hasan,
Niğboluda Yıldırım,Kosovada Murat, Mohaç’ta Süleyman,
Sensin Çanakkale’de diş dişe gırtlak gırtlağa boğuşan,
Sen Hakk’ın kılıncı, Allah’a vurulmuşsun,
Sen şehitler çocuğu, kefensiz doğmuşsun.

Salı, Nisan 17, 2007

RİYA

Bloğu açtığım günden beri zaman zaman aklıma gelmiştir.Acaba riya oluyor mu,olmuyor mu diye?Aslında sadece sanal ortamda değil,gerçek hayatda da bu korkuyu yaşamak gerek.Çünkü -hafizenallah- riya;bir samimiyetsizlik,ahlaksızlıktır.

Peki dinen riyanın anlamı nedir?Riya;amel,söz ve davranışlarda gösterişe yer verme; bir iyiliği veya salih bir ameli Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle değil, insanların beğenisi için yapma. Bu davranışta bulunan kimseye riyakar veya mürai denir. Rasulüllah Efendimiz; Muhakkak ki, sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyadır, "buyurmuşlardır. (Tirmizi, Hudut, 24)

Bir başka hadis-i şeriflerde ise efendimiz(a.s)şöyle buyurmuşlardır:"Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır" (Müslim, Zühd, 38); "Şüphesiz riya şirktir" (İbn Mace, Fiten, 16).

Rabbim;Allah'a ve insanlara karşı samimi davranarak riyadan uzak durmayı nasip etsin hepimize.

GÖNLÜMÜN GÜLÜ

Salı, Nisan 10, 2007

GARİP BİR ÜLKEYİZ VESSELAM...

Aylardır bu konuyu tartışmaktan,dinlemekten,seyretmekten gına geldi inanın.Bu ülke böyle sığ tartışmalarla,kısır döngülerle nereye götürülmek isteniyor?Bu millete,bu devlete yazık değil mi Allah aşkına?

Cumhurbaşakanlığı seçiminin nasıl yapılacağı,anayasamızın ilgili maddelerinde usül ve esaslarıyla açık ve sarih bir şekilde açıklanmışken;yaratılmak istenen bu kaos ve kargaşa neden?Bu konu üzerinden gıdalananlar mı var yoksa?Ne yapılmak isteniyor?Hukuku bu kadar zorlamanın,ortamı bu kadar germenin mantıklı bir açıklaması var mı?

Biz sanırım geçmişi,dünü çabuk unuttuğumuz gibi,yarını da düşünmüyoruz.Bu güne kadar Cumhurbaşkanlığı seçimleri nasıl yapılmıştı?Bugün neden aynı şekilde yapılmasın?Birilerinin gönlünü yapmak için;eski köye yeni adet mi getirelim yani?Şimdi açık ve seçik soruyorum:Eğer İktidardaki parti CHP,seçilecek Cumhurbaşkanı adayıda Sayın Deniz Baykal olsaydı,bu tartışmalar olur muydu?Hukuk bu kadar zorlanırmıydı?

Demokrasiyle yönetilen ülkelerde muhakkak muhalefet olacaktır.Yapılan icraatlar beğenilecek veya beğenilmeyecektir.Bireyler,sivil toplum örgütleri v.s.fikirlerini beyan edecekler lehte ve aleyhte mitingler yapacaklardır.Bütün bunlar demokrasinin tamamlıyıcı unsurlarıdır.Ancak bunlar yapılırken meşru çerçevede kalmaya azami özen gösterilmeli,kullanılan argümanlara dikkat edilmelidir.

Ümidim;Ülkeyi gruplara bölmeden,cepheleştirmeden,ne kadar farklı düşünce olursa olsun birbibirine karşı hoşgörüyle yaklaşan,şekilde boğulmayıp meselenin özüne inebilen ve tartışabilen bir toplum olabilmemiz..Mevlam bakalım neyler neylerse güzel eyler...

Cumartesi, Nisan 07, 2007

PROF TEZİÇ'İN KARANLIK GEÇMİŞİ(!)

Geçtiğimiz günler Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili nev'i şahsına münhasır beyanatlarıyla gönlümüzdeki müstesna yerini perçinleyen,hukukçu kimliğine inandığımız(!)yılmaz bir demokrasi süvarisi olan sayın başkan;acaba cumhurbaşkanı adayı olmaya haiz gerekli şartları taşıyor mu?Cumhurbaşkanı olabilir mi?Yoksa olamaz mı,olmamalı mı?Daha fazla bilgi için lütfen tıklayınız...

Pazartesi, Nisan 02, 2007

HUZUR

“Onlar (Allah’a yönelenler), iman eden ve Allah’ı anmakla kalpleri huzura kavuşan kimselerdir. Haberiniz olsun ki kalpler, ancak Allah’ı zikirle huzura kavuşur.” (Ra'd suresi/28’inci ayet).

"Her kim fâni hayatı kendine esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da, mânen cehennemdedir. Ve her kim, bâkî hayata ciddî olarak yönelmiş ise, hem dünya hem de âhiret saadetine mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da, dünyasını Cennet’in bekleme salonu hükmünde gördüğünden, hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder.” (Sözler)

Perşembe, Mart 29, 2007

AH!EFENDİM


Hayırlı,bereketli,huzurlu bir kandil geçirmeniz temennisiyle...

Pazartesi, Mart 19, 2007

ANLAMLI SÖZLER

"Ya ümitsizsiniz, Ya da
ümit sizsiniz.
Ya çaresizsiniz. Ya da çare
sizsiniz.
Behçet Necatigil
"Küçük olaylar karşısında
sabırlı olmazsan
büyük planları
gerçekleştiremezsin."
Çin Atasözü
"Her kısın yüreğinde
titreyen bir bahar vardır.
Her gecenin peçesinin
ardında tebessümle
bekleyen bir şalak vardır.''
Halil Gibran
"Dağ ne kadar yüce olsa,
yol üstünden aşar.
Türk Atasözü
"Nerede olursanız olun
elinizdekilerle
yapabileceklerinizi yapın."
Theodore Roosevelt
"Taşı delen suyun gücü değil,
damlalarının sürekliliğidir."
"Hedefe yaklaştıkça,
zorluklar artacaktır.
Goethe
"İyi ağaç kolay yetişmez;
rüzgâr ne kadar
kuvvetli eserse ağaçlar da
o kadar sağlam olur."
J. Willard Marriot

Cumartesi, Mart 17, 2007