Perşembe, Mayıs 31, 2007

ALİ'NİN DÜĞÜNÜ

Geçtiğimiz günler malumunuz Ali'nin düğününe iştirak etmek için yola çıkmış 1 hafta 10 gün kadar sizlerden ayrı kalmıştım.Her ne kadar düğün nasıl geçti?diye meraklanan olmasada ben yine de sizlerle ufakta olsa paylaşayım istedim Ali'nin düğününü.
Öncelikle sade,proğramlı,düzenli bir düğün olduğunu söylemem gerek.Düğünde seçkin bir davetli topluluğu vardı.Türkiye'nin muhtelif yerlerinden gelmişlerdi.Birbirinden değerli zatlar güzel konuşmalar yaptılar.Biz dinleyicilerde müstefid olduk bu konuşmalardan.
Ali kardeş düğünüyle ilgili tüm ayrıntıları düşünmüş, davetlileri memnun edebilme adına güzel bir organizasyon yapmıştı.Bu bağlamda yemek eşliğinde Türk Tasavvuf musikisi ve akabindeki Mevlevi gösterisi kelimenin tam anlamıyla takdire şayandı.

Düğün bitiminde ise Ali'ye tebriklerimi ilettikten sonra,düğünle ilgili fotoğraf yayımlayıp yayımlayamayacağımı sordum ama malesef olumsuz cevap aldım. Ben yine de Ali kardeşin affına sığınarak yukarıda kendi objektifimden olan bu fotoğrafı yayımlıyor satırlarıma nokta koymak istiyorum. Bu vesileyle Ali kardeşimizi ve kıymetli eşini tekrar tebrik ediyor bir ömür boyu mutlu,huzurlu bir hayat diliyor rabbimden kendilerine hayırlı zürriyetler vermesini niyaz ediyorum.




AZİZ İSTANBUL

Gönlümün müstesna yerinde konumunu muhafaza etmiş mübarek bir şehir İstanbul.Nasıl mübarek olmasın ki;bünyesinde Eba Eyyub-il Ensariyi,sultanları,evliyaları, selatin camilerini,sarayları ve daha nice değerleri barındıran,medeniyetlere ev sahipliği yapmış,fetholunacağı Peygamber tarafından müjdelenmiş,mazisi buram buram tarih kokan, gözlerimi dünyaya açmış olduğum,şairin ifadesiyle yedi tepe üzerine kurulmuş aziz İstanbul...

Toprağın su ile buluştuğu an gibiydi kavuşmamız.Gecenin karanlığında kimsenin görmesini istemeyecek kadar gizemliydi buluşmamız.Sen bana ben sana yabancı değildik ama hasret kalmıştık birbirimize.Ama doyamadan ayrıldık birbirimizden.Dağlar,yollar girsede aramıza senin sevgin bambaşkadır gönül sarayımda...

Boğazın serin sularında Güzel yalı yönüne doğru ilerlerken seyrettiğim o eşsiz ve doyumsuz manzaraların hala hayallerimde.Bu uslanmaz gönül Fatih'in seni fethettiği o günleri yad etmekte..Rabbim seni tüm kötülüklerden muhafaza buyursun.Tarihine,ecdadına yakışır bir şehir kılsın ey aziz İstanbul...

Cumartesi, Mayıs 26, 2007

BARLA

Sözler, Mektubat ve Lem’alar’ın tamamının telif edildiği yer.Şirin mi şirin bir şehir Barla.Üstad Bediüzzaman'ın 8 yıl mütemadiyen daha sonra da belirli aralıklarda kalmış olduğu Eğirdir gölüne nazır hoş bir şehir..

Muhterem Babam ve çok değerli bir aile dostumuzla yıllar sonra nasip oldu bu güzel şehri ziyaret etmek.Ulaştığımızda saatler çoktan gecenin yarısını geçmişti.Havası serin ve insana huzur veriyordu.

Sabah namazını A.Kadir Badıllı abinin taşlarını Urfadan getirtip tekrar imar ettirdiği Üstadın camisinde ifa ettik.Manevi atmosferden etkilenmemek imkansızdı.Allah şefaatlerine mazhar kılsın inşallah...

Namazın akabinde eve dönüp evrad,ezkar ve bir müddet daha dinlendikten sonra kalkıp kahvaltımızı yapıp hemen yanıbaşımızda komşu olan Üstadın evini ziyaret ettik. Muhtelif yerlerden gelen ziyaretçiler vardı.

Evin hemen yanıbaşında ulu bir çınar ağacı vardı.Üzerine çıkıp tefekkür ettiği yer tüm heybetiyle aynen duruyordu.
Hemen az aşağıda üstadın 28.sözü yazdığı ve cennet bahçeleri misali diye nitelendirdiği bahçe.
Cuma vakti yaklaşmıştı.Ertesi günü devam etmek ve Isparta da sevdiğimiz bir dostun resmi nikah töreni merasimine yetişmek üzere ayrıldık Barladan...

Çarşamba, Mayıs 16, 2007

DAVETE İCABET

Davete icabet, müslümanların birbirleri üzerindeki haklarından birisidir. Peygamberimiz (s.a.s.): "Müslümanın müslüman üzerinde altı hakkı vardır" buyurdu. Ashab'ın bunların neler olduğunu sormaları üzerine şöyle devam etti: "Karşılaştığın zaman ona selam ver; seni davet ettiği zaman davetine git; senden öğüt istediği zaman ona öğüt ver: aksırdığı zaman "elhamdülillah " derse yerhamükellah (Allah sana rahmet etsin!) de; hasta olduğu zaman onu ziyaret et, öldüğü zaman cenazesinde bulun." (Tirmizî, Edeb,1; Nesâî, Cenâiz, 52; İbn Mâce, Cenâiz. 1)

Efendim ben de bundan bir müddet önce almış olduğum davete icabet etme mukabilinden yarın yolculuğa çıkacağım.Dolayısıyla yaklaşık olarak bir hafta süreyle siz değerli dostlarımdan ayrı kalacağım.Güzergahım inşallah Konya,Isparta,Afyon,Kütahya,İstanbul ve Bursa olacaktır.Yok yok çok yakından tanıdığınız blogların üstadına filan özeniyor değilim.Ben düğüne iştirak etmişken birazda gezeyim,bu fırsatı bir daha zor bulurum düşüncesiyle böyle yolu uzattım biraz.Hem ahbap ve dostları ziyaret,hem davete icabet benimkisi.Allah kabul etsin.Döndüğümde Allah'ın izniyle gördüklerimi,gezdiğim yerleri sizlerlede paylaşmak isterim.

Şimdilik kalın sağlıcakla.Benim yokluğumda bloğumu ziyaretsiz ve yorumsuz bırakmayın :)Allah'a emanet olun.Selamlar..

YORUMSUZ...


Salı, Mayıs 15, 2007

ANTEP DİYARI

Geçtiğimiz hafta sonu G.Antep'de idik.Tabii G.Antep'de gezilecek yer çok.Antep kalesi,Tahmis kahvesi,Mevlevihane,birbirinden ilginç camileri,çarşıları hele hele araya yemek molaları-antep lahmacunları,çiğ köfteleri,patlıcan kebapları,baklavalar-girince işin altından kalkmak bir hayli zor oluyor:)


Neyse lafı fazla uzatmayalım.Biz her ne kadar geziye çıkmadan önce çarşı marşı yok dediysekte ilk indiğimiz yer çarşı pazar oldu.Laf aramızda belimiz kırılıncaya kadar gezdik dolaştık Antep çarşılarında.Sonra uygun bir lokanta bulup yemeklerimizi afiyetle yedik.Ee..yemek yiyip baklava yememek olmazdı tabi:)


Daha sonra ne mi yaptık?Hayvanat bahçesine gittik.Çocuklar ne zamandır görmeyi arzu ediyorlardı zaten.Ulaştığımzıda bizi aşağıdaki arkadaş karşıladı:)



Daha sonra Akvaryum bölümüne girdik.Çok ilginç ve güzel manzaralarla karşılaştık.


bu bölümden ne kadar çıkmak istemesekte daha çok ziyaret edilecek hayvanlar vardır:) diyerek çıktık kendimizi ormanların içerisine doğru attık.İlerledikçe karşımıza daha vahşi hayvanlar çıkmaya başladı


Kafamızı ne tarafa çevirsek karşımıza Aslan,Sırtlan,Kartal,Yılan,Timsah v.b yırtıcı ve vahşi hayvanlar çıkmaya başlayınca durumun vehametini idrak edip zaten akşam da oluyor diyerek gerisin geriye çıkmaya karar verdik:)zaten bitecek gibi değildi.Ne kadar büyükmüş??




Lafı uzatmayalım,başınızı ağrıtmayalım.Biz evimize dönerken biri de bize sırtını dönmüş etrafı kolaçan ediyordu...

Pazartesi, Mayıs 07, 2007

...

Bugünler yazı ekleyemediğimin farkındayım.Ama inanın şevkim yok hiç.Beni mazur görün bundan dolayı..

Ülkemdeki son 10 gün içerisindeki gelişmeler beni mahzun kılan.Olgun bir demokrasiye ulaşamamız,hukukun siyasete alet olması beni üzen.Demokrasi adına mitingler düzenleyip demokrasinin erdemliğini benimseyememiş olanlar,milletin adına yüce meclise gidipte demokrasinin gerekliliğini yapma cesaretini gösterip yüreğini ortaya koyamayanlar beni hüzünlendiren...

Ama umutsuz değilim.Kazanan Allah'ın izniyle demokrasi,hukuk ve sağduyu olacak.Milletin sedası yükselecek bu gök kubbede...

Çarşamba, Nisan 25, 2007

Cumartesi, Nisan 21, 2007

RASULULLAH(S.A.V)'E İTTİBA ETMEK

Birçok değerin ve kıymet hükmünün alt üst olduğu,kalbi ve ruhi hayatın iflas ettiği,Muhammedi bir havanın bizden uzaklaştığı günümüzde,Efendimiz (s.a.v)'e ittiba etmek meselemizi çözümleyecektir.Zira sevgili Peygamberimiz Veda hutbesinde;"Size iki emanet bırakıyorum,onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız.O emanetler,Allah'ın kitabı Kur'an-ı Kerim ve Peygamberinin sünnetidir."buyurmaktadır.Müslim,Hac,147

Ancak -ittiba etmek- sadece sözde kalmamalı,özde olmalıdır.Bunun için yapılan anma törenleri güzel etkinlikler olmakla beraber,anmanın ötesinde sevgili Peygamberimizi daha iyi anlama yönünde adımlar atmalı ve onun sünnetine hayatımızın her safhasında uymalı ve Efendimiz (s.a.v)'i herkesten daha fazla sevmeliyiz.Çünkü hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır; "Sizden birinize ben, annesinden, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe tam iman etmiş olamaz."Buhari, İman: 8; Müslim, İman: 69, 70.

O zaman gelin hep beraber Efendimizi(a.s)daha iyi tanımak için çaba sarfedelim,sünnetine sımsıkı sarılalım,kendimize düstur edinelim.Zaten Cenab-ı hak bu mealde şöyle buyuruyor;"(Ey Habibim!) De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”Al-i İmran 3/31.

Allah bizleri habibine uyan sevgili kullarından eylesin...

Perşembe, Nisan 19, 2007

SEN KİMSİN?

Sen Allah’ü Tealanın “Muhakkak biz insanı en güzel bir şekilde yarattık.” Hitabıma muhatap olan ve bu ilahi kitabın hakkını veren en sevgili kulsun.

Sen, dehşetli kıyamet gününde peygamber dahil herkesin “nefsi nefsi dediği ve secdelere kapandığı o günde, ümmetimi isterim yarab bağışlamadıkca secdeden kalkmam yarab” diye feryat edecek olan Habibi Kibriyanın ümmetisin .

Sen Hz. Resulullahın ashabına “orduya yardım edin dediği zaman” bütün servetini alıp getiren ve Resulullahın “çoluğuna çocuğuna ne bırakrın” sorusuna “Allah ve Resulunu bıraktım” cevabını veren Hz. Ebu Bekir’in yolundasın.

Sen devlet reisi olduğu halde içi su dolu tulumu yüklenerek halk içerisinde dolaşan ve oğlunun “Babacığım ne yapıyorsun ?” sorusuna “Kendimi biraz beğenir gibi oldum onu zelil etmek için böyle yapıyorum” diyen Hz. Ömer’in izndesin.

Sen müslümanlar arasında açlığın ve kıtlığın hüküm sürdüğü bir zamanda Şamdan gelen, kendisine ait erzak yüklü bin deveyi yükleriyle beraber müminlere dağıtan Hz. Osman’ın ardındasın.

Sen cebindeki dört dirhen servetinin birini gizli, birini açıkça, birini gece ve kalan bir dirhemide gündüz kimsesizlere veren ve Allah Resulünün “niçin böyle yaptın “ sorusuna “Belki Allah bunlardan birisini kabul eder diye böyle yaptım” diyen Hz. Ali’lerin peşindesin.

Sen Allah yolunda cihada çıkan ve karşısında Atlas okyanusunu görünce atını dizlerine kadar suya süren ve kılıcını çekip “Yarabbi! Şahit ol önüme şu uçsuz bucaksız derya çıkmamış olsaydı şanını daha ileriye götürecektim” diye feryat edip göz yaşı döken Mücahitlerin peşindesin.

Sen Resulullahın müjdesine nail olup küfrün doğu kalesi İstanbul’u fethedip islama teslim eden ve bu zaferle yeni bir çağ açan Fatihlerin, dünyayı müslümandan başkasına dar gören Yavuzların, karaların ve denizlerin sultanı Kanunilerin neslisin.

Sen İstanbul’da okumaya başladığı ezanı Çaldıran ovasında bitiren, Tuna da aldığı abdestin namazını Afrika çöllerinde kılan, Hazal kıyıların da getirdiği tekbir seslerinin yankılarını Viyana kapılarında duyan kahramanların, şehitlerin torunusun.

Ve kısaca şairin ifadesiyle sen;
Malazgirt’te arslan, surlarda Ulubatlı Hasan,
Niğboluda Yıldırım,Kosovada Murat, Mohaç’ta Süleyman,
Sensin Çanakkale’de diş dişe gırtlak gırtlağa boğuşan,
Sen Hakk’ın kılıncı, Allah’a vurulmuşsun,
Sen şehitler çocuğu, kefensiz doğmuşsun.

Salı, Nisan 17, 2007

RİYA

Bloğu açtığım günden beri zaman zaman aklıma gelmiştir.Acaba riya oluyor mu,olmuyor mu diye?Aslında sadece sanal ortamda değil,gerçek hayatda da bu korkuyu yaşamak gerek.Çünkü -hafizenallah- riya;bir samimiyetsizlik,ahlaksızlıktır.

Peki dinen riyanın anlamı nedir?Riya;amel,söz ve davranışlarda gösterişe yer verme; bir iyiliği veya salih bir ameli Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle değil, insanların beğenisi için yapma. Bu davranışta bulunan kimseye riyakar veya mürai denir. Rasulüllah Efendimiz; Muhakkak ki, sizin için en çok korktuğum şey, küçük şirk, yani riyadır, "buyurmuşlardır. (Tirmizi, Hudut, 24)

Bir başka hadis-i şeriflerde ise efendimiz(a.s)şöyle buyurmuşlardır:"Her kim duyulsun diye bir iş işlerse, Allah onun kıymetsizliğini duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun gösteriş yapmasını ve değersizliğini ortaya çıkarır" (Müslim, Zühd, 38); "Şüphesiz riya şirktir" (İbn Mace, Fiten, 16).

Rabbim;Allah'a ve insanlara karşı samimi davranarak riyadan uzak durmayı nasip etsin hepimize.

GÖNLÜMÜN GÜLÜ

Salı, Nisan 10, 2007

GARİP BİR ÜLKEYİZ VESSELAM...

Aylardır bu konuyu tartışmaktan,dinlemekten,seyretmekten gına geldi inanın.Bu ülke böyle sığ tartışmalarla,kısır döngülerle nereye götürülmek isteniyor?Bu millete,bu devlete yazık değil mi Allah aşkına?

Cumhurbaşakanlığı seçiminin nasıl yapılacağı,anayasamızın ilgili maddelerinde usül ve esaslarıyla açık ve sarih bir şekilde açıklanmışken;yaratılmak istenen bu kaos ve kargaşa neden?Bu konu üzerinden gıdalananlar mı var yoksa?Ne yapılmak isteniyor?Hukuku bu kadar zorlamanın,ortamı bu kadar germenin mantıklı bir açıklaması var mı?

Biz sanırım geçmişi,dünü çabuk unuttuğumuz gibi,yarını da düşünmüyoruz.Bu güne kadar Cumhurbaşkanlığı seçimleri nasıl yapılmıştı?Bugün neden aynı şekilde yapılmasın?Birilerinin gönlünü yapmak için;eski köye yeni adet mi getirelim yani?Şimdi açık ve seçik soruyorum:Eğer İktidardaki parti CHP,seçilecek Cumhurbaşkanı adayıda Sayın Deniz Baykal olsaydı,bu tartışmalar olur muydu?Hukuk bu kadar zorlanırmıydı?

Demokrasiyle yönetilen ülkelerde muhakkak muhalefet olacaktır.Yapılan icraatlar beğenilecek veya beğenilmeyecektir.Bireyler,sivil toplum örgütleri v.s.fikirlerini beyan edecekler lehte ve aleyhte mitingler yapacaklardır.Bütün bunlar demokrasinin tamamlıyıcı unsurlarıdır.Ancak bunlar yapılırken meşru çerçevede kalmaya azami özen gösterilmeli,kullanılan argümanlara dikkat edilmelidir.

Ümidim;Ülkeyi gruplara bölmeden,cepheleştirmeden,ne kadar farklı düşünce olursa olsun birbibirine karşı hoşgörüyle yaklaşan,şekilde boğulmayıp meselenin özüne inebilen ve tartışabilen bir toplum olabilmemiz..Mevlam bakalım neyler neylerse güzel eyler...

Cumartesi, Nisan 07, 2007

PROF TEZİÇ'İN KARANLIK GEÇMİŞİ(!)

Geçtiğimiz günler Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili nev'i şahsına münhasır beyanatlarıyla gönlümüzdeki müstesna yerini perçinleyen,hukukçu kimliğine inandığımız(!)yılmaz bir demokrasi süvarisi olan sayın başkan;acaba cumhurbaşkanı adayı olmaya haiz gerekli şartları taşıyor mu?Cumhurbaşkanı olabilir mi?Yoksa olamaz mı,olmamalı mı?Daha fazla bilgi için lütfen tıklayınız...

Pazartesi, Nisan 02, 2007

HUZUR

“Onlar (Allah’a yönelenler), iman eden ve Allah’ı anmakla kalpleri huzura kavuşan kimselerdir. Haberiniz olsun ki kalpler, ancak Allah’ı zikirle huzura kavuşur.” (Ra'd suresi/28’inci ayet).

"Her kim fâni hayatı kendine esas maksat yapsa, zahiren bir cennet içinde olsa da, mânen cehennemdedir. Ve her kim, bâkî hayata ciddî olarak yönelmiş ise, hem dünya hem de âhiret saadetine mazhardır. Dünyası ne kadar fena ve sıkıntılı olsa da, dünyasını Cennet’in bekleme salonu hükmünde gördüğünden, hoş görür, tahammül eder, sabır içinde şükreder.” (Sözler)

Perşembe, Mart 29, 2007

AH!EFENDİM


Hayırlı,bereketli,huzurlu bir kandil geçirmeniz temennisiyle...

Pazartesi, Mart 19, 2007

ANLAMLI SÖZLER

"Ya ümitsizsiniz, Ya da
ümit sizsiniz.
Ya çaresizsiniz. Ya da çare
sizsiniz.
Behçet Necatigil
"Küçük olaylar karşısında
sabırlı olmazsan
büyük planları
gerçekleştiremezsin."
Çin Atasözü
"Her kısın yüreğinde
titreyen bir bahar vardır.
Her gecenin peçesinin
ardında tebessümle
bekleyen bir şalak vardır.''
Halil Gibran
"Dağ ne kadar yüce olsa,
yol üstünden aşar.
Türk Atasözü
"Nerede olursanız olun
elinizdekilerle
yapabileceklerinizi yapın."
Theodore Roosevelt
"Taşı delen suyun gücü değil,
damlalarının sürekliliğidir."
"Hedefe yaklaştıkça,
zorluklar artacaktır.
Goethe
"İyi ağaç kolay yetişmez;
rüzgâr ne kadar
kuvvetli eserse ağaçlar da
o kadar sağlam olur."
J. Willard Marriot

Cumartesi, Mart 17, 2007

Cuma, Mart 16, 2007

HAYIRLI CUMALAR

“Allah yolunda öldürülenleri (şehitleri) sakın ölü sanmayın. Bilâkis onlar diridirler; Allah'ın Iütuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiç bir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duyurmaktadır.”8 AI-i İmran, 169-170.

Behz. b. Hakim (r.a)'den, Rasulullah şöyle buyurdu: Kıyamet günü sizler yaya olarak, binitli olarak ve yüzüstü sürünerek mahşer yerine toplanacaksınız.(Tirmizi,2424)

Salı, Mart 13, 2007

Cuma, Mart 09, 2007

DÜNYA HAYATI

Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?(En'am suresi/32)

Ka'b b. İyad (ra) demiştir ki; Ben Resulullahı (sav) şöyle buyururken duydum. “Her ümmetin bir büyük fitnesi (imtihan vesilesi) vardır. Benim ümmetimin baş fitnesi (sıkıntı sebebi) de maldır.

Ümmü Seleme (rah) validemizden nakledildiğine göre Peygamber (sav) Efendimiz şöyle dua ederdi: “Ey kalpleri halden hale değiştiren (Allahım), benim kalbimi dinin üzere sabit kıl !”

Çarşamba, Mart 07, 2007

İSLAM VE KADIN

1-Kadın insan olma açısından erkek gibidir :Cenab-ı Hak buyuruyor . "Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan Rabbinizden korkun"(Nisa süresi 24)
2-Kadın dindar olmaya, iman ve ibadete ehliyetlidir :"Rableri onlara karşılık verdi : Ben sizden erkek kadın, hiçbir çalışanın işini zayi etmiyeceğim. Hep birbirinizdensiniz." (Al-, İmran Suresi 195)
3-İslam, kadına miras hakkı tanımıştır .
4-İslam eşler arasında hakları tanzim etmiştir ."Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları bir derece daha fazladır." (Bakara Suresi 228)
5-İslam Boşanma Meselesini düzene Koydu.
6-İslam Kız Çocukların Katlini Yasakladı.
7-İslam, kadın erkek arasında yargı eşitliği getirdi
8-İslam kadına mülkiyet hakkı verdi.
9-İslam, kadınında eğitimine önem verdi.
10-İslam, kadına ikram edilmesini emretmiştir ."Biz insana, ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu." (Ahkaf Suresi 44)

Çarşamba, Şubat 21, 2007

Salı, Şubat 20, 2007

KAYLULE

Kaylule;Gün ortasında bir miktar uyumadır.Duha vaktinde olduğu gibi,öğleden sonrada kaylule yapılabilir.Kaylule uykusunun hükmü;sünnet-i seniyyedir.
Rasulüllah (s.a.s): "Gündüz orucu için sahur yemeğinden ve gece ibadetine kalkmak için "kaylule"den yararlanın" (İbn Mâce, Savm, 22)
buyurmuşlardır.

Gece yemeği gündüz orucuna yardımcı olduğu gibi, kaylule etmek de gece ibadetine yardımcıdır. Gece ibadetine kalkmayacak bile olsa bu vakitlerde uyumak lüzumsuz dedikodu yapmaktan daha makbuldür. (İmam-ı Gazali)

İmam-ı a'zam Ebu Hanife her gün sabah namazını camide kılıp öğleye kadar sualleri olanlara cevab verir, öğleden önce oturduğu yerde kaylule yapardı. (Temimi, Mekki)

Cumartesi, Şubat 17, 2007

GÜNAHLARIN GİZLİ KALMASI

Kul hakkını içermediği sürece günahları üçüncü şahısların bilmesine gerek yoktur.Çünkü günahların özünde “gizlilik” esası vardır ve bu muhafaza edilmelidir. Allah’ın “Settarü’l-uyub” ismi günahları gizlemek istemektedir. Af yolunun kapanmaması için günahların gizli kalması elzemdir.

Bediüzzaman hazretleri,insanın kusur ve günah işlemeye kabiliyetli bir fıtratı bulunduğunu beyan eder.Ayrıca Cenab-ı Hakkın Settar ve Ğaffar isimlerinin kusurlar ve günahlara karşı bir siper hükmünde bulunduğunu; yalnız Kendisine sığınıldığında Cenab-ı Hakkın günahları örttüğünü, gizlediğini ve bağışladığını kaydeder.

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) buyuruyor ki:
* “Günahı açıktan işlemekten sıkılmayanlar hariç bütün ümmetim bağışlanmıştır. Geceleyin bir günah işleyip, Allah da yaptığı bu günahı örtmüşken sabahleyin kalkıp, ‘Akşam şöyle şöyle yaptım’ diyen kişi, açıkça günah işlemekten sıkılmayan kimselerdendir. Rabbi geceleyin suçunu örtmüşken, sabahleyin kalkıp Allah’ın örttüğü bu örtüyü kaldırıyor.”
* “Bir kul dünyada bir kulun ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.”
* “Günah işlediğinde hemen tevbe et. Gizli işlediğin günaha gizlice, açıktan işlediğin günaha da açıktan tevbe et.”
* “Günah gizli kaldıkça sadece sahibine zarar verir. Ortaya çıktığında ise düzeltilmezse, topluma zarar verir.”
* “Allah’tan kusurlarınızı örtmesini ve sizi korktuklarınızdan emin kılmasını isteyin.”
* “Allah Teala şöyle buyuruyor: ‘Ben dünyada Müslüman bir kulumun örttüğüm bir kusurunu, ahirette ortaya çıkarıp onu rezil ve rüsvay etmeyecek kadar büyük kerem ve af sahibiyim.’”

Salı, Şubat 13, 2007

Cumartesi, Şubat 10, 2007

LALELİ CAMİİ


Sultan 3.Mustafa hayır yapmayı seven bir padişahtı.Hayır ve hasenat deyince kalbinde ayrı bir şevk ve iştiyak belirirdi.

Birgün Laleli Baba'nın da bulunduğu bir mecliste bu hissini ortaya koydu.Yanında vezirleri de vardı.Laleli Baba'ya dönüp:"Hocam!Bir hasenat yapmak isterim.Köprü,han hamam,cami ne olursa.Elimdeki imkanı değerlendirmek istiyorum.Öbür aleme gittiğimizde ardımda hayır hasenatla anılacağım bir eser bırakmak istiyorum ne dersiniz?"diye sual etti.

Laleli Baba ermiş bir zattı.Padişahın böyle ulu orta herkesin yanında yapacağı hayırdan bahsetmesinde gurur işareti sezdi.Çünkü hayır işleri gizli yapılırdı.Laleli Baba aynı zamanda lafını esirgemezdi.Düşündü,taşındı ve Padişah'a şöyle dedi:""Bir abdesthane yap da,insanlar def-i hacetini gidersinler!"

3.Mustafa bu sözü duyunca kendini aşağılanmış hissetti.Yüzü kıpkırmızı oldu,sorduğuna soracağına pişman oldu.Zoraki gülümsedi ve vezirleriyle kalktı orayı terketti.Saraya döndüğünde hala sinirli ve düşünceliydi.Bir ara def-i hacet için saray heleasına gitti.Fakat o da ne?Def-i hacet yapamıyordu.Çıktı,bir süre sonra tekrar girdi.Yine aynı.Hasıl-ı kelam;Padişah o gece sabaha kadar kıvrandı durdu.Doktorlar falan da bir çare bulamamıştı.Meseleyi sonunda anladı 3.Mustafa.Bu Laleli Baba'nın işiydi.Velayet sahibi olduğu için kerametini göstermişti.

Hemen Laleli Baba'yı ziyarete gitti.Sultanım,dedi"Ne istersen onu yapacağım.Yeter ki şu tasarrufunu kes.Def-i hacetin kıymetini anladım.Hayır ve hasenat yaparken bundan böyle kalbine en ufak bir gurur ve kibirin gelmemesi gerektiğini anladım."dedi.

Zaten Hak dostunun anlatmak istediği buydu."Ne istersem yapacak mısın?"dedi.Öyleyse bir cami yap.Abdest hanesiyle tam tekmil bir cami olsun bu.Laleli semtini işaret ederek"Şu bölgede olsun bu cami."diyerek arzunu belirtti.3.Mustafa bu nasihat neticesinde şimdiki Laleli Camii'ni yaptırdı.Allah onlardan razı olsun.

Çarşamba, Ocak 31, 2007

MUTLULUĞA GİDEN YOL

Ey nefis!
Bil'ki;Hırs ve açgözlülük,insanı helaka götürür.
Onun için kendine iktisat ve tasarrufu şiar edin.
Kanaat sahibi ol ve şunu da unutma!
"Tedbirli olmak,maişetin yarısıdır."
Müstakbel(gelecek) için,uzun emeller kurup kaygı etme.
Rızkı verenin ancak Allah olduğunu aklından çıkarma!!
Takva sahibi ol.
Yüce Allah şöyle buyurmuyor mu?
"Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa
Allah ona bir çıkış yolu açar.
Onu beklemediği yerden rızıklandırır.
Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter."
Dünya işlerinde senden daha aşağıda olanlara,
ahiret işlerinde ise;senden daha yukarı olanlara bak.
Ve unutma'ki ey nefis;
Kanaat en büyük zenginlik,
hırs ve açgözlülük ise;zillettir.

Cumartesi, Ocak 27, 2007

MİMLENMİŞİM

Değerli komşum beni mimlemiş.Ben de 3-4 gündür net ortamından uzak olduğum için,mimlendiğimden haberim olmamıştı.Aslında daha önceleri de buna benzer blog oyunlarına maruz kalmıştım:)Ne diyelim başa gelen çekilir.Sanırım mimlenmek;hakkımızda bilinmeyen beş şeyi paylaşmakmış.Paylaşalım bakalım:)

1-İyi bir Galatasaray taraftarı,
2-Akvaryumda balık beslemeyi sever,
3-Yalan söylemeyi sevmez,
4-Bayanlarla(eşi,ablası,annesi v.s)çarşıya çıkıp alış-veriş yapmasını sevmeyen(çok gezdikleri için)
5-Buhara Pilavını sever:)

Bu sefer böyle kısa ve öz olsun.Eğer katılmak isterlerse Cenk Ünal ve Ali Kahya beyefendileri mimlemek istiyorum:)

Selametle,

Pazartesi, Ocak 22, 2007

BİD'AT NEDİR?

Bid'at, sonradan çıkarılan şey demektir. Bunlar ya adette olur veya ibadette olur.

İbadette bid'at, Resulullahın ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinimizde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve adetlere denir.

Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:(Din adına uydurulan her şey bid’attir, her bid’at sapıklıktır; her sapıklık da Cehennemdedir.) [Buhari, Müslim, İbni Mace, Nesai]

“Anneler - Babalar günü” adettir. Yani, adette bid’attir. adette bid’at olduğu ve zararlı olmadığı, çirkin ve dine aykırı yönü bulunmadığı için, anneler babalar günü tertip etmekte ve hediye vermekte mahzur yoktur. Anneleri babaları senede bir gün yerine her gün hatırlamak, onlara hizmet etmek, ölmüşlerse, dua etmek, hayır hasenatta bulunmak gerekir.

Doğum günü kutlamak ibadet değil adettir. Bu adet Hıristiyanlardan gelmiş olsa bile, ibadet olmadığı için Müslümanların, doğum günü, evlilik yıldönümü gibi günler tertip etmesinde mahzur yoktur. Fakat gayrı müslimlerin ibadet olarak yaptıkları şeyleri, mesela bayramlarını kutlamak caiz olmaz. Evlilik yıldönümü gibi günah olmayan adetleri taklit etmek caiz olur. Ancak faydası olmayan adetleri almak, Batıyı körü körüne taklit etmek, onlara özenmek uygun sayılmaz.

yılbaşlarında tebrik kartı yazmasında mahzur yoktur. Günah olmayan böyle adetleri taklit etmek caiz olur. Ancak yaş gününde mum dikmek gibi faydası olmayan adetleri yapmak uygun olmaz.Hakim’in rivayet ettiği (Bir kavme benzeyen onlardandır) hadis-i şerifindeki benzemek, ibadetlerde benzemektir.

Adette bid’at, sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir. Adette bid’at, bir ibadeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse günah olmaz.

İslam alimleri, bid’ati, Bid’at-i hasene ve Bid’at-i seyyie diye ikiye ayırmışlar, mektep, kitap gibi sonradan yapılan şeylere Bid’at-i hasene demişlerdir. Hadika’da, (Böyle bir bid’at, bir ibadetin yapılmasına yardımcı olduğu için, dinimiz izin verir) buyuruldu. İmam-ı Rabbani hazretleri ise, dinin izin verdiği böyle faydalı şeylere, bid’at kelimesini bulaştırmamak ve bunlara Sünnet-i hasene [iyi iş] demek gerektiğini bildirir. Sünnet, burada yol, iş demektir. Yolun, işin iyisi de, kötüsü de olur. Hadis-i şerifte, Sünnet-i hasene [iyi çığır] açanlar övülmekte, Sünnet-i seyyie [kötü çığır] açanlar ise kötülenmektedir. (Müslim)

Cumartesi, Ocak 20, 2007

HİCRİ YILBAŞI

Hicri Takvimi Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir.

Medine'de İslam devletinin kurulmasından Hz. Ömer (r.a.) devrine kadar müslümanlar bazı önemli olayları tarih başlangıcı kabul edip buna göre zamanlarını tayin etmekteydiler. Mesela; Fil olayı, ficar savaşı, zelzele yılı, veda haccı yılı ve bazı önemli zatların ölümü gibi olaylar tarih başlangıcı olarak kabul edilmekteydi. Ancak bu, zaman zaman karışık bir durum arzediyordu. Hz. Ömer (r.a) bu karışıklığı gidermek amacıyla konuyu diğer sahabelerle istişare etti. Bu sırada meydana gelen olay bunun gerekliliğini bir kat daha arttırdı. Yemen Valisi Ya'la b. Ümeyye Hz. Ömer (r.a)'a gün, ay ve yılı belli olmayan bir mektup gönderir. Aynı şekilde yılı belli olmayan vadesi Şaban ayı, diye kaydedilen bir senet Basra Valisi Ebu Musa el-Eşari'ye getirilir. Sözkonusu senette geçen şaban kelimesinin, bu yıla mı, geçen yıla mı, yoksa gelecek yıla mı ait olduğu meselesi kesin olarak anlaşılmayınca bu tarih ve sened ihtilafa sebeb oldu ve konunun önemini ortaya çıkardı. Sahabiler meseleyi görüşerek tarih başlangıcı konusunda İran, Yunan vb. gibi ülkelerin takvimlerini benimseme tekliflerini ileri sürdüler. Ancak bu teklifler kabul görmeyince Hz. Ali (r.a) takvimin hicretin başlangıç olması gerektiğini ileri sürdü. Onun bu görüşü derhal benimsendi. Hz. Peygamber (s.a.s), rebiülevvel ayında hicret etmişti. Ancak kameri yıl muharrem ayı ile başladığından tarih iki ay sekiz gün geri alınıp Hicri takvimin başlangıcı 23 Temmuz 622 olarak tesbit edildi. Miladi ve Rumi tarihler gibi on iki ay esasına dayanan hicri yıl muharrem ayı ile başlar ve zilhicce ile sona erer. Hicri (kameri) aylar şunlardır: Muharrem, safer, rebiülevvel, rebiülâhir, cemâzielevvel, cemâzielâhir, recep, şaban, ramazan, şevvâl, zilkade, zilhicce

Hicri takvim hicreti esas alır. Günümüzde kullanılan miladi takvim ise Hz. İsa'nın doğumunu 'tarih başlangıcı olarak esas almaktadır.

Bu vesileyle tüm mü'minlerin hicreti kutlu,yeni yılı mutlu,huzurlu ve hayırlı olsun inşallah.

Perşembe, Ocak 18, 2007

DÖRT ESAS

Üstad Bediüzzaman Said Nursi hazretleri en yüksek tarikat olan kulluk tarikatinin dört esasını şöyle ihsas eder:

“Der tarik-i acz-mendi lazım amed çar-çiz:Acz-i mutlak, fakr-i mutlak, şevk-i mutlak, şükr-ü mutlak ey aziz...”

Acz-i mendi aczini bilme yoludur. Dikkat edilirse 4 terkten değil 4 lüzumdan yani var olmadan bahsediliyor. Yani terketme, ama Allah namına kullan.Tam bir acz.
Acz-i mutlak; Hiçbir noktada güç görmemek(kainatta ve ‘ben’de).
Fakr-i mutlak:Bende hiçbir servet görmemek. Tam fakirlik ve ihtiyaç hissine ulaşmak
Şevk-i mutlak: Allah’a karşı tam bir iştiyak, her şeyde O’nun rahmetini görüp şevklenmek. O’na doğru şevki kıran her şeyde kusurludur.
Şükr-ü mutlak: Tam bir şükür hali. Her şey de artık şükretmek.

Pazar, Ocak 14, 2007

NE YAPILMAK İSTENİYOR?

Bizim gibi yüzlercesi var.Mağdur olan,müktesep hakları elinden alınan,hak ve hukuka sığmayan muamelelerle yüzyüze kalan..Çoğu zaman inanmakta gerçekten güçlük çekiyorum.Türkiye gerçekten bir hukuk devleti mi?

Aslında çevremde buna benzer haberleri birebir duymuş hatta kısmende olsa yaşamıştım.Ama bugün yine bu haberi okuyunca;yüreğim burkuldu,inancım zayıfladı..niçin?Ülkemizin geleceği için!Gerçek anlamda demokrasinin olmayışına,insan haklarının ihlal edilmesine,sosyal bir hukuk devleti olarak anılmamıza rağmen hukukla bağdaşmayan hal ve hareketlerin devam etmesine üzüldüm...

Salı, Ocak 09, 2007

BİZİM MAHALLE

Bugün hava açıktı.Dağlarda kar olmasına rağmen güzel bir hava vardı.Zaten bu sene kış gelmeyecek gibi.Mahalleye gideyim dedim.Amacım şimdi İstanbul da olan babamın evini kontrol etmekti.Uzun süredir uğramamıştım.

Mahalleye ulaştığımda ikindi sonuydu.Tatlı bir huzur ve sukunet vardı.Köşedeki fırın,Gülpınarlı manav,berber artis(Osman Usta),şerif bakkal(şimdi market oldu)hepsi yerli yerindeydi.Nihayet ilkokul 4.ve5.sınıfı okuyup mezun olduğum okulumun önünden geçtim.İçeriden cıvıl cıvıl çocukların sesi geliyordu.Kendi çocukluğum aklıma geldi.Tam 26 yıl öncesi..

Mahallede çocuklar misket oynuyorlardı.Ama bizim zamanımızdaki gibi sokak ortasında veya evlerinin önünde değil.Evimizin hemen yanıbaşına oyun parkı yapılmış,o parkın içerisinde oynuyorlardı.Düşündümde şimdiki çocuklar bizim zamanımıza göre daha şanslılar.Kim bilir belki bizde daha önceki nesillere göre şanslıydık.

Komşularla ayak üstü sohbet ettik.Hal hatır sorduk birbirimize.Babamı sordular ne zaman dönecek diye?Karşı komşu Aysel abla hala bitkisel hayattaymış,Emel hanım kocasının vefatından sonra oğluyla Denizli de kalıyormuş.Kiracımız komşulara oturmaya gitmiş.Orhan yine camdan kafasını uzattı lafladık biraz:)

Hasıl-ı kelam;mahallelerde hala tükenmeyen bir samimiyet,sevgi ve sıcaklık var.Sanırım büyük şehirlerde bu iletişim kopmuş vaziyetde.

Salı, Ocak 02, 2007

THE END

Son günlerde dünya gündeminden düşmeyen konuyla ilgili en net yazılardan birini sizlerle paylaşmak istedim sadece...

Pazartesi, Ocak 01, 2007

ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM


Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..

- Boğamazsın ki!

- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.

Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;

Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.

Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,

Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!

Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?

Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!

Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!

Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!

Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...

İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?

MEHMET AKİF ERSOY

Cumartesi, Aralık 30, 2006

KURBAN BAYRAMI

Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.
HAC SURESİ/37
Kurban bayramınızı tebrik eder,sağlık ve mutluluklar dilerim.

Çarşamba, Aralık 27, 2006

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİ

Hani meşhur bir yaklaşım tarzı vardır."la takrab-us salata"yani "namaza yaklaşmayın"ama gerisi hazfedilir.Devamı nedir? "ve entum sukara" yani"sarhoş haldeyken".
Aynen onun gibi;eski başsavcı ortaya bir iddia atmış Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili anayasaya ithafen..Ne diyor o maddede;"Cumhurbaşkanı TBMM üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilecektir" .Bu maddeye binaen deniliyor ki;efendim meclisin üçte ikisi 367 milletvekiline tekabül ediyor.Dolayısıyla muhalefet olmadan seçimler yapılamaz.Yapılsa bile geçerli sayılmaz.


Peki gerçekten öyle mi diyor 102.madde?Bakalım.."En az üçer gün ara ile yapılacak oylamaların ilk ikisinde üye tamsayısının üçte iki çoğunluk oyu sağlanamazsa üçüncü oylamaya geçilir, üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlayan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. Bu oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde üçüncü oylamada en çok oy almış bulunan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır, bu oylamada da üye tamsayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilemediği takdirde derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri yenilenir" demektedir..


Bu zihniyet umdukları çevrelerden gerekli desteği bulamayınca,türlü türlü oyunlara başvuruyorlar ki nafile,boşa kürek sallıyorlar.Hani demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanıyordunuz??Sizi gidi demokrasi ve hukuku kendine göre yontanlar siziii...


Pazartesi, Aralık 25, 2006

KADINA KARŞI ŞİDDET

Kadına karşı şiddet, en yaygın ve sık olarak rastlanılan kadının insan hakları ihlallerindendir.Bu şiddetin dünya çapında ne denli ağır ve yaygın bir sorun olduğu ortadadır.Üstelik bu şiddet genellikle kontrolsüz ve cezasız kalmaktadır.

Peki dinimiz kadına karşı yapılan şiddet olaylarına nasıl bakıyor?Hemen şunu belirtmekte fayda vardır.“Erkeğin kadınını dövmesi, güçlü olduğunu değil, güçsüz olduğunun göstergesidir.”Çünkü insanlar birbirleriyle konuşarak anlaşırlar.Dinimizde iffetsiz kadınlar için dahi, önce konuşmalarını, daha sonra başka yöntemlere başvurmalarını ve bunlar da yetmeyince, “hafifçe” vurmalarını söyler. Pişman olup dönüş yaparlarsa, geçmişi unutup affetmelerini emreder. ”Nüşunuzdan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. ” (Nisa Suresi.34)

Ancak sudan sebepler için;yukarıdaki ayet-i kerimeyi de kendilerine mesned kabul edip,islam'ın özüne tamamıyla aykırı davranışlarda bulunulması ise, en hafif bir ifadeyle cehalettir.Dinimize baktığımızda insanlar arasında bir fark gözetilmediğini,üstünlüğün ancak takvada olduğunu görürüz.Nitekim Kur'an da şöyle buyurulmaktadır:”…Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır.”(Hucurat Suresi.13)

Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz de erkekleri, kadınların hak ve hukukunu gözetmeye davet etmekte ve bu konuda: "Kadınların haklarını yerine getirme hususunda Allah’tan korkunuz! Zira siz onları Allah’ın bir emaneti olarak aldınız." buyurmaktadır.Başka bir hadis-i şeriflerinde de: "Sizin en hayırlınız, ehline (eşine ve çocuklarına) en hayırlı olanınızdır. Ve ben de ehline karşı en hayırlı olanınızım." buyurur.Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, erkeklere, kadınlara daima iyi davranmalarını tavsiye ederek:"Mü’minlerin iman bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en hayırlı olanıdır." buyurmaktadır.

Veda Haccı’ndaki meşhur hutbesinde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Ey insanlar! Kadınlar hakkında Allah’dan korkunuz! Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır.Kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır." buyurarak daha yedinci yüzyılda yüzyirmi dört bin müslüman hacı namzedine karşı, kadınların haklarını ilk olarak açıklamışlardır.Başka bir hadis-i şeriflerinde: "Onlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara çirkin demeyin, fena söz söylemeyin!" buyurmuşlardır.

Sonuç olarak;Dinimizde kadına şiddeti onaylayan, kadına karşı ayrımcılığı destekleyen hiçbir referans yoktur.Dinimiz kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve kadını, hiçbir nizam ve sistemin veremediği müstesna bir makama sahip kılmıştır.

Cumartesi, Aralık 23, 2006

Çarşamba, Aralık 20, 2006

HACCIN FAZİLETLERİ

Resulullah (sav) buyurdular ki: "Haccla umrenin arasını birleştirin. Zira bunlar günahı, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlemesi gibi temizler."

Nesai, Menasik 6, (5, 115); İbnu Mace, Menasik 3, (2886)

Bir umre, diğer umreye arada işlenenler için kefarettir. Hacc-ı Mebrür'un karşılığı cennetten başka bir şey olamaz!

Buhari, Umre 1; Müslim, Hacc 437, (1349); Tirmizi, Hacc 90, (933); Nesai, Menasik 3, (5, 112),

Pazar, Aralık 17, 2006

AB

وَلَن تَرْضَى عَنكَ الْيَهُودُ وَلاَ النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءهُم بَعْدَ الَّذِي جَاءكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللّه مِن وَلِيٍّ وَلاَ نَصِيرٍ BAKARA SURESİ/120

Son günlerde gelişen olaylarla birlikte şu ayet-i kerime'nin meali yine aklımdan çıkmaz oldu.Malum Avrupa birliği ülkeleri liderleri 8 maddeyi askıya alan kararı onayladılar.Ufacık Rumlar her istediğini yaptırıyor,buna karşılık tüm iyi niyetine,olumlu adımlarına rağmen sanki Türkiye cezalandırılıyor gibi!!Bilmiyorum yanlış mı düşünüyorum?

Cumartesi, Aralık 16, 2006

YAĞMUR DUASI


İçecek ve kullanacak suyu olmayan; hayvanları, bahçe ve tarlaları sulayacak kuyu ve nehir suları bulunmayan veya suları ihtiyacı karşılamaya yeterli olmayan bir yerdeki halkın, yağmur vermesi için Allah'a yalvarması, dua etmesi caizdir. Yağmur duası Peygamber Efendimiz ve onun halifeleri tarafından da yapılmıştır.

Hazreti Aişe (R.A.)'den nakledilmiştir:
Bazı kişiler, yağmur yağmadığı için kuraklıktan sıkıntıya düştüklerini Peygamber Efendimize söylemişler, bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
- "Yağmursuzluktan şikayet ediyorsunuz; halbuki Allah Teala; kendisine dua etmenizi emretmiş ve duanızı kabul edeceğini de bildirmiştir." (Ebu Davud, Salât, 260) dedikten sonra Allah'ın izni ile yağmur yağmıştır.

Peygamber Efendimizin bize nakledilen yağmur duası şudur:
*** "Allahümme, eskına ğaysen muğîsen henîen merîen ğadekan mücellilen seyhan ammen tabakan. Allahümme, eskine'l-ğayse ve lâ tec'alnaminelkanitîn. Allahümme, inne bilbilâdi ve'l-ibadi vel-hakkı minel-levâi ve'd-danki ma lâ neş-kü illâ ileyke. Allahümme, enbit lena Ezzer'a edirre lena eddar'a ve eskına min, berakâtissema'i ve enbit lena min berekâtı'l-arzı. Allahümme, inna nestağfiruke inneke künte ğaffaren feersilissemae aleyna midrara."
Anlamı: "Bize yardım eden, içimize sinen, bol ve faydalı olup her tarafı kaplayan ve her tarafı sulayan genel bir yağmur ihsan et.
Allah'ım! Bizi yağmurla sula, bizi ümitlerini kesmiş kimselerden etme. Allah'ım! İllerde,
kullarda ve yaratıklarda öyle bir güçlük ve darlık var ki, senden başkasına arzedemeyiz. Allah'ım! Bizim için ekinler bitir, hayvan memelerini sütle doldur, bizi göğün bereketlerinden sula ve yeryüzünün bereketlerinden bize ürün bitir. Allah'ım! Biz senden mağfiret dileriz. Şübhe yokki sen, çok bağışlayansın. Artık bize gökten bol bol yağmur yağdır."


Kaynak: Ömer Nasuhi BİLMEN, Büyük İslam İlmihali

Perşembe, Aralık 14, 2006

HAC YAKLAŞIRKEN...

Ramazan ayında yaşadığımız manevi hava neden hac aylarında yaşanmaz anlamış değilim?Çok fazla değil daha iki ay kadar önce ramazan ay'ı münasebetiyle yekvücut manevi bir atmosferin içerisindeydik.Sahur,iftar,teravih namazları vs...
Oysa şimdi..?Kafile kafile hacı adayları,İslam aleminin dört bir yanından mekke ve medine'ye akın etmesine rağmen bu heyecanlı ve duygusal manevi yolculuk sanki biraz gözardı ediliyor gibi...

Akşam saatlerinde Saudia tv de bir proğram izledim.İslam aleminden gelen bir grup hacı adaylarıyla yolculuğun başladığı memleketlerinden kutsal topraklara varıncaya kadar olan süreci;müslümanların duygularını,düşüncelerini,yaşadıklarını birebir izleycileriyle paylaşıyorlardı.Bugün kü proğramda Hindistanlı hacı adayları vardı.Yaşlı gözlerle duygularını anlatanlar,kutsal topraklara ayak basar basmaz gözleri pınar olan müslümanlar!Güzel bir proğramdı.Keza diğer bazı arap tv kanallarında Hac ile ilgili eğitici,öğretici proğramlar vardı.Bir süredir de devam ediyor bu proğramlar.

Bunları şunun için yazdım.Acaba bu manevi atmosferi daha bilinçli ve dolu dolu yaşamak için biz de böyle faydalı proğramlar yapamazmıyız?AynenRamazan ayında olduğu gibi.Oruç nasıl ki İslam'ın beş temel esasından biriyse,hac da islamın şartlarındandır.Tamam hac ibadeti herkese farz olmayabilir ama böylesine manevi bir iklimi yaşayabilmek için belki bir vesile olur...

Perşembe, Aralık 07, 2006

PEYGAMBERİMİZİN TEBLİĞİ


Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.

(Sebe Suresi, 28)

Peygamber Efendimizin (s.a.v) dini ve daveti umumidir,evrenseldir.Diğer Peygamberler gibi bir millete,bir kavme münhasır değildir.Cenâb-ı Hak, bir çok ayet-i kerimede bu hususu beyan buyurmuştur:"De ki: Ey insanlar! Ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın gönderdiği peygamberim..."

Bu davet ve tebliğ için Hudeybiye sulhu sonrası en uygun zamandı. Zira, anlaşma gereğince 10 yıl harp yapılmayacaktı.Hicretin 7. senesi, Muharrem ayı idi. Peygamber Efendimiz, birgün Ashab-ı Kiramı toplayarak şöyle buyurdu:"Allah, beni bütün insanlara rahmet olarak gönderdi. İslamı yayma hususunda bana yardımcı olun! Havarilerin Meryem oğlu İsa'ya muhalefetleri gibi, siz de bana karşı muhalefette bulunmayın!"
Sahabiler, "Yâ Resulallah! Havariler, Hz. İsa'ya (a.s.) nasıl muhalefet etmişlerdi?" diye sordular.
Resul-i Ekrem şöyle izah etti:"Benim sizi davet ettiğim vazifeye, o da Havarilerini davet etmişti. Ancak onun yakın yere gönderdiği kimseler isteyerek gidip selamete eriştiler. Uzak yere göndermek istedikleri kimseler ise, gitmekten kaçındılar. İsa (a.s.), bu durumu Allah'a arzetti ve şikayette bulundu."Gitmeye üşenenlerin her biri, gönderilecekleri milletlerin dillerini konuşur oldukları halde sabahladılar. İsa (a.s.), onlara, 'Bu, Allah'ın sizin için kesinleştirdiği, ve ehemmiyet verdiği bir iştir. Haydi gidiniz!' demişti. Onlar da gitmişlerdi!"
Bunun üzerine Sahabiler, "Yâ Resulallah," dediler, "biz sana bu hususta yardımcı olacağız, Bizi arzu ettiğin yere gönder" dediler.

Bunun üzerine Resul-i Kibriya Efendimiz, İslama davet maksadıyla Ashabından:
1) Dihyetü'l-Kelbî'yi Rum Kayseri* Heraklius'a,
2) Amr bin Ümeyye ed-Demri'yi, Habeş Necaşisi Ashame'ye,
3) Abdullah bin Huzafe'yi İran Kisrası Hüsrev Perviz'e,
4) Hanb bin Ebi Beltaa'yı Mısır Firavunu Mukavkıs'a,
5) Salit bin Amr'ı, Yemame Valisi Havza bin Ali'ye,
6) Şuca' bin Vehb'i Gassan Meliki Münzir bin Haris bin Ebi Şemir'e gönderdi.

Çarşamba, Aralık 06, 2006

HAC AYLARI

Hacc, bilinen aylardır. Böylelikle kim onlarda haccı farz eder (yerine getirir)se, (bilsin ki) haccda kadına yaklaşmak, fısk yapmak ve kavgaya girişmek yoktur. Siz, hayır adına ne yaparsanız, Allah, onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, Benden korkup-sakının." (Bakara, 197)"

Hac, sözlükte saygıdeğer makamlara isteyerek ziyarette bulunmak demektir. Dindeki anlamı ise ihrama girerek belli günde Arafatta bulunmak ve Kâbe'yi usûlüne uygun olarak ziyaret etmektir. Hac yapmak, namaz kılmak ve oruç tutmak gibi farzdır, yani Allah'ın emridir.

Hac, Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicret etmesinden 9 yıl sonra farz kılınmıştır. Bu yıl Peygamberimiz Hz. Ebu Bekir'i 'Hac Emiri' tayin etmiş, kendileri de bir yıl sonra yani hicretin onuncu yılı da haccetmişlerdir. Bu, Peygamberimizin ilk haccı olduğu gibi buna "Veda Haccı" denir. Çünkü Peygamberimiz bundan sonra -vefat ettikleri için- haccetmemiştir.

Pazar, Aralık 03, 2006

HAYATIN İÇİNDEN


Dün akşam bir arkadaşın evine ailece oturmaya gitmiştik.Sağolsunlar bizi çok iyi karşıladılar,misafir ettiler.Ama öyle bir sigara içiyorlar ki;içimiz dışımız sigara oldu.İşin açıkcası,dumanaltı olduk.Hatta pasif içici konumuna düştük.Ya bir şey de diyemiyorsun ama o kadar sigara içilir mi?Hep üstümüze sinmiş,içimize işlemiş...



Neticede bugün küçük oğlumu doktora götürmek zorunda kaldım.Zaten kendisinde bronşit var.Birkaç gündür öksürüyordu gerçi ama dün o ortamda daha da fenalaştı.Zaman zaman müdahale edip çocuğumu eşlerimizin oturduğu kısıma gönderdiysemde fayda etmedi.Zaten orada da sigara içen başka bir bayan daha varmış!!"bu arada biz gerici olduğumuz için böyle haremlik,selamlık şeklinde otururuz:)"

Velhasılı kelam bugün yavrumu aldım doktora götürdüm.Ateşi 39-40derecede seyrediyordu.İlaçlar v.s ancak akşamdan sonra biraz rahatlar gibi oldu.Ama ne yiyorsa kusuyor,çok halsizleşti.İnşallah kısa sürede toparlar kendisini.

Bu kafaylada doktordan çıktım hemen veliler toplantısına katıldım.Öğretmen arkadaşlarla beraber çocuklarımın eğitimiyle ilgili görüş alışverişinde bulunduk .Faydalı bir görüşme olmuştur umarım.



Akşamda Fenerbahçe-Galatasaray maçı vardı .Doğru düzgün seyretme imkanım olmadı ama yine yenilmişiz 2-1:((Böyle bir hafta sonunun tuzu biberi oldu işte ne yapalım?:)Allah beterinden saklasın efendim.Şimdiden iyi bir hafta diliyorum herkese...

Cumartesi, Aralık 02, 2006

...

GÜNÜN AYETİ
Şu bir gerçek ki, yeni bir oluşa koyulmak üzere geceleyin kalkan, yer tutma bakımından daha güçlü, söz bakımından daha etkilidir. MÜZZEMMİL 6
GÜNÜN HADİSİ
Abdullah bin Mesud (r.a): Rasulullah (s.a.v):Ancak iki konuda imrenme (haset) vardır: Allah'ın kendisine mal verip de bu malı hak yolda harcattığı kimse ile Allah'ın kendisine ilim (hikmet) verip de bu ilimle (hikmetle) hüküm veren ve bu ilmi (hikmeti) öğreten kimseye. buyurdu.(Buhari,ilim,15)
GÜNÜN DUASI
Ya Rabbi! Yaratılışımı / vücudumu güzelleştirdiğin gibi, ahlakımıda güzelleştir.

Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V)

Salı, Kasım 28, 2006

MARİFETULLAH


“Bütün ulûm-u hakikiyyenin esası ve nuru ve ruhu marifetullahdır.”Sözler

Marifet, tanıma manasına gelir. marifetullah, “İlâhî sıfat ve isimlerin tecellilerini tefekkürde erişilen mertebe,” “İlâhî hakikatlara vukufiyet” , “kalbî inkişaf” şeklinde tarif ediliyor.

Bir kul, bütün sıfatları sonsuz olan Allah’ın marifetinde ne kadar ileri giderse gitsin, önünde yine sonsuz bir mesafe vardır.Daha fazlası için lütfen tıklayınız...

Pazar, Kasım 26, 2006

TEKRAR ÜNİVERSİTE YILLARI

Yıllar sonra tekrar üniversiteli olmak farklı hatta karmaşık bir duygu.Bu bloğu ziyaret edenler benim Medine İslam Üniversitesinden mezun olduğumu bilirler belki.Peki nerden çıktı tekrar üniversite yılları?Lisans üstü filan mı yoksa?Keşke:)Ama kısaca anlatayım isterseniz.

YÖK;mezun olduğumuz yıl değerlendirme neticesinde bizlere "lisans"değil de "önlisansa"eşdeğer denklik belgesi verdi.Tabii bu karar tamamen keyfi,hukuki bir dayanağı olmayan,önyargıyla verilmiş bir karardı.Zaten bizden sonra ki yıllarda mezun olan arkadaşları değerlendirmeye bile almazken;gitgide yelpazeyi daha da genişleterek bu üniversitelerden mezun olupta çeşitli kurumlarda görev alan arkadaşlarımızı bile sıkı bir takip sonucu teker teker tespit edip(!)görevlerinden uzaklaştırdılar.Neyse amacım burada bu zulmü anlatmak değil..sadede gelelim:)

Geçtiğimiz yaz "DGS"'ye girdim.Dikey Geçiş Sınavına yani.Elimde "önlisans"belgesi var ya kapı gibi.Hamdolsun başarılı oldum.Daha sonra da Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesine kaydımı yaptırdım.13 Kasımda da derslerimiz başladı.Yani anlayacağınız şimdi Ank.İlahiyat 3.sınıf öğrencisiyim.İki yıl daha üniversiteliyim.Vatana,millete hayırlı olsun:)

Cumartesi, Kasım 25, 2006

İYİ HAFTA SONLARI:)

BİR SAZAN

Otobüsle giderken, Bolu Dağı'nda verilen molada hemen tuvalete koşturdu.Korkunç sıkışmıştı. Şansına boş kabin bulup kendini oraya attı...Tam oturmuştu ki yan kabinden bir ses "merhaba" dedi.Adam şaşkın "Merhaba" diye cevap verdi.Ses devam etti: "Nasılsın?"İlk defa başına böyle bir şey geliyordu...Yine şaşkın şaşkın yanıtladı: "Sağ ol, iyiyim. sen nasılsın?"Ses sordu: "Ne yapıyorsun?"Bir an tereddüt geçirdi. Adam onun tuvalette olduğunu bildiği için mutlaka ne yaptığını da biliyordu. Düşündü ve yanıtladı: "Ben" dedi "İstanbul'dan Ankara'ya gidiyorum. Sen nereye gidiyorsun?"Adamın sonraki cümlesi bu muhabbeti sona erdirdi."Hayatım, telefonu kapatıyorum.Yandaki tuvalette bir gerizekalı var. Sana sorduğum sorulara yanıt verip duruyor. Ben seni sonra ararım..."

WİNDOWS KAPANIŞ MESAJLARI

Oturumunuz süresince bir hatamız olduysa affola.Şimdi bilgisayarınızı kapatabilirsiniz.Bill Gates 'İyi günler' diler.Nereye isterseniz oraya!

Bu akşam da bize ayrılan sürenin sonuna geldik...Yarın gene aynı saatte buluşmak ümidiyle, esen kalın!...

''Kapatıyorsun ha? Tamam kapat bakalım ama bir sonraki oturumda bazı şeyler bıraktıgın gibi olmayabilir...''

GARİP TÜRK HUYLARI

-Kardan adama tekme atma veya bozmaya çalışma,
-Yeni atılmış bir betona basma veya isim yazma,
-Gazete ve dergilerdeki resimlere sakal, bıyık ve gözlük yapma,
-Kar topunun içine buz veya taş koyma,
-Ağaçlara ve parktaki banklara kalp ve isim baş harfi kazıma,
-Tiki olan insanların tikleri ile ugraşma,
-Cep telefonu ile bağıra bağıra konuşma,
-Trafikte kırmızı ışıkta dururken burun karıştırma,
-Elektrik,su,doğalgaz,vergi,trafik cezası vb.. faturaları son gününde ödeme,
-Kağıt mendili kumaş mendil gibi günlerce buruşuk şekilde cebinde taşır.
-Serçe parmağını kulağına sokup iyice sallayarak karıştırır.
-Nezle olunca tuvalet kağıdını uzun bir şerit yaparak kullanir.
-Çorabının kirlenip kirlenmediğini burnuna götürerek kısa süreli koklayarak anlayan kişi temizliğine düşkün bir Türk'tür.
-Daha birinci telefon zili çaldığında telefonun başına dikilir ama açmak için ikinci kez çalmasını bekler.
-Gazete kağıdını en iyi şekilde kullanır.(Cam silme bezi, külah, mendil, sofra bezi )
-Tek abdestle beş vakit namaz kılmak için iki büklüm kıvranır.
-Tüp kaçırıyor mu, kaçırmıyor mu diye kibrit yakıp kontrol eder.
-Otoyolda, otomobilin gaz pedalına tuğla koyup, yorulmadan kullanma fikri bir Türk'ündür.
-Dişlerinin arasından "viij viij" diye ses çıkarır.
-Evin bir odasının ampulü patladığı zaman yenisini almayıp da fazla kullanmadıgı bir odanın ampulünü onun yerine takar.
-Kürdanla dişini karıştırıp önce çıkarıp bakar , sonra tekrar ağzına koyar.

DAĞLININ HİKAYESİ

Bizim dağlara kar yağmadı daha,
Havalar bahar gibi...
Akşamları soğukca oluyor ama yine de,
Sobaları gün batımı yakıyoruz işte!
***
Geçenler yağmur yağdı
Delibekir çayı taştı...
Ben de kestane aldım
Akşam üstü seyyar satıcıdan,
Sobanın üzerinde patlattım,
Yedim,yedim
Bıkmadan,usanmadan...
***
Sabah pazarada gittim
Gara memmet narı,
Telbizek portakalı..
Ne bulduysam aldım.
***
Ben dağlıyım arkadaş;Gavurdağlı!
Gözü pek,elleri nasırlı..
Başı dik,alnı ak,anlı şanlı
Dağlıyım;Nurdağlı!!

Cuma, Kasım 24, 2006

CUMANIZ MÜBAREK OLSUN!

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Allah teâlâ buyurmuştur:"Kulum bana, kendisine farz kıldıklarımı yerine getirmekten daha iyi bir şeyle yaklaşamaz.Ondan sonra, kulum bana nâfile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, nihâyet ben onu severim. Ben onu bir de sevdim mi, artık işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum.Bir şey isterse, hemen veririm, bir şeyden de bana sığınırsa, onu muhakkak korurum."Ebû Hureyre radıyallahu anh. Buhârî.

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Kıyamet gününde, amelinden yana, kulun ilk önce sorguya çekileceği şey, namazıdır. Eğer bunun hesabını verirse, kurtulur. Veremezse, eli boş dönüp, büyük bir zararla karşılaşır.Farz namazından bir eksik çıkarsa, Rab Teâlâ der ki:"Gel, bak bakalım kulumun nâfile namazı var mı?"Bakılır, varsa getirilir ve onunla farz namaz tamamlanır.Sonra diğer amelleri de bunun gibi olur."Hureys radıyallahu anh. Tirmizî.

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:"Kim gecenin sonunda kalkamamaktan korkarsa, gecenin başında vitrini kılsın, sonra uyusun."Câbir radıyallahu anh. Müslim

Perşembe, Kasım 23, 2006

HAZIR CEVAPLAR

Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayışı ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbirşeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir... Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:
"Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem" der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:
- Ben çekilirim!!

Bir toplantıda bir genç M. Akif küçük düşürmek için:
- Affedersiniz, siz veteriner misiniz? demiş.
M. Akif hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
- Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?

Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca,
Yavuz ;
- Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş.
Vezir: - Evet hünkarım, bilirim dediğinde,
Yavuz cevabı yapıştırmış:
- Bende bilirim.

KEŞMEKEŞ

Hafakanlar basar beynimi,
Neyi ararım veya kimi?
Hep sorgularım kendimi,
Bu arayışlar bitmeyecek mi?

Yaş otuzbeş yolun yarısı!
Ben hala yolun başındayım,
Yordu beni hayat tasası,
Sanki yetmiş yaşındayım!

Meğer hayat ne zormuş?
Ateşten bir kormuş...
Sabır benim kalkanım,
İmansa tek dayanağım!!

Rabbim;açtım sana ellerimi,
Diktim semaya gözlerimi.
Sen rahman ve rahimsin,
Hem sahibim hem melce'imsin!!

Çarşamba, Kasım 22, 2006

KUR'AN OKUNAN EV



Kur’an’ın okunduğu yerde melekler ve temiz ruhlar da hazır bulunur. Tilavet olunan her bir harf bir hava zerreciğinin içini doldurup atmosferin uhrevîleşmesine vesile olur. Kur’an, okunduğu yere huzur, mutluluk ve bereket getirir. Okuyana da, dinleyene de sevinç ve tarifsiz bir huzur verir. Gam, tasa ve kederlerini dağıtır, ümitsizliklerini siler, onları manen canlı ve aktif bir hale getirir. Her türlü vesvesenin o insanlardan uzaklaşmasına vesile olur. Cinnî ve insî şeytanlara karşı onları korur.

Kur’an’ın bu yönünü Efendimiz’den (sallallahu aleyhi ve sellem), on sene O’na sadakatle hizmet eden, Hz. Enes naklediyor: “Kur’an okunan evin hayrı artar. Böyle evlere melekler toplanır.” Ebu Hureyre Hazretleri de naklettiğimiz hadisi biraz daha açıklayan bir başka rivayette bulunuyor: Kur’an okunan evin hayrı artar; böyle bir ev, içinde oturanları sıkmaz. Bu evlere melekler toplanır; şeytanlar uzaklaşır. İçinde Kur’an okunan, anlam ve yorumuyla meşgul olunan ev, yıldızların yeryüzünü aydınlattığı gibi sema ehli için aydınlatılır.
Sayı:
177
Bölüm:
Kıssadan Hisse/Zaman/Ailem dergisi

Pazartesi, Kasım 20, 2006

STRESLİ MİSİNİZ ?


Bu resim Amerikada insanların ne kadar stresli olduklarını ölçmek amacıyla kullanılan resimlerdenmiş.Polis bu resimleri hapishanelerde sıkça kullanmaktaymış.Resimleri ne kadar hareketli görüyorsanız o kadar streslisiniz demektir.Resimlerin hareketsiz olduklarını da unutmayın...

Bana çok ilginç geldi de sizlerle paylaşmak istedim.Ne kadar doğru acaba?

Not:Resimi büyüterek bakınız.

Pazar, Kasım 19, 2006

SIK DUYDUĞUMUZ YALANLAR

* Hallederiz.
*Yarın tamam.
* Öğle tatili yapmıyoruz..
* Hiç acıtmayacak.
* Yüzünü gören cennetlik.
* Abi , abla zahmet olmuş.
* Telefon numaran silinmiş ,eski telefonda kayıtlıymış.
* Şimdi ben de seni arayacaktım.
* İsterseniz parasını verelim.
* Orijinal yedek parcası.
* Telefon şehirler arasına kapalı.
* Burada torpil geçmez.
* Girilmez levhasını görmedim.
* Yemeğe kalın.
* Çok üzüldüm ya.
* Her bedene uyar.
* Davetliydik ama gitmedik.
* Bu saaten sonra çağırsada gitmem.
* Bu kızı kimler kimler istedi.
* Bu kızı ne avukatlar mühendisler istedi de vermedik.
* Herkese eşit zam yapıldı.
* Hatırası var.
* Herşeyin en iyisine layıksın.
* Ben zaten böyle olacağını biliyordum.
* Emrin olur.
* Arkasından değil, burada olsun yüzüne de söylerim.
* Bilsem söylemez miyim?
* Ayip ettin valla kimseye soylemem
* Kolay gelsin herkese,
* Aradım valla yoktun...:))

Cumartesi, Kasım 18, 2006

ESMAU'L HÜSNA

"Esmau'l Hüsna" terimi arapça olup "esma"isim kelimesinin çoğulu,"hüsna"ise;en güzel anlamındadır.İki kelimeden oluşan bu terim;Kur'an ve Hadislerde Allah'a nisbet edilen isimleri ifade eder.

Günümüzde insanlarımızın ekseriyetine bakıldığında,kainatın yaratıcısı ve bir yöneticisinin bulunduğuna inanmakla birlikte O'nu tanıdıkları,tam manasıyla idrak ettikleri söylenemez.Bu çerçeveden baktığımızda Allah'ın o güzel isimlerini öğrenmek,bilmek,anlamak büyük önem arzetmektedir.

Allah'ı tanımada sadece aklımızı kullanmak yeterli değildir.Akılla birlikte gönül ve kalbi yollarlada Allah'ı tanımalı,münasebet kurmalıyız.İşte bu noktadan da baktığımızda "Esmau'l Hüsna"yine büyük bir önem taşımaktadır.

Zaten Kur'an da dua ve zikrin üzerinde sıkça durulması da bunun bir göstergesidir.Bunu Efendimiz (s.a.v)'in dua metinlerinde de görmemiz mümkündür.Nitekim Kur'ân-ı Kerim'de Allah'ın güzel isimlerinin bulunduğu, O'na bu isimlerle dua, niyaz ve ibadette bulunulması gerektiği, bu konuda doğru yoldan ayrılanlara itibar edilmemesi lâzım geldiği (A'râf 7/180), ayrıca esma'ul hüsnanın hangisiyle olursa olsun dua edilebileceği (İsrâ 17/ 110) belirtilmiş ve son inen surelerden birinde de on altı kadar isim bir arada zikredilmiştir (Haşr 59/22-24).

Yine Kur'anda Allah(c.c)bu konuyla ilgili şöyle buyurmaktadır:"...Allah'ı anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah yaptıklarınızı bilir." (Ankebut 29/45) "Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." (Ra'd 13/28)

Efendimiz (sav) de bu konu üzerinde ehemmiyetle durmuş ve şöyle buyurmuştur:"...Dikkat edin! İnsan bedeninde öyle bir et parçası vardır ki o iyi olursa bütün beden iyi olur; o kötü olursa bütün beden bozulur: O et parçası kalptir."
Diğer bir hadiste ise Efendimiz(sav) şöyle buyurmaktadır: "Allah'ın doksan dokuz -yüzden bir eksik- ismi vardır. Kim bunları sayarsa (ezberlerse) Cennet'e girer"

Hülasa;Allah'ın isimlerini bilmek,ezberlemek kalbimizi güzelleştirir,paslarını siler,güzel ahlak sahibi olmamızı sağlar.Bu güzel ahlakta cennete girmemize vesile olur inşallah.

Perşembe, Kasım 16, 2006

ÜZERİMDEN ATMAM LAZIM:)

Değerli ziyaretçi arkadaşlar,
Sizlerde belki farkındasınızdır.Uzun süredir pek yazmıyorum.Üzerimde bir durgunluk,bıkkınlık var'ki sormayın gitsin.İçimden yazmak gelmiyor.

Ama bugün kendi kendime sordum;Bu yaz(a)mama durumu nereye kadar devam edecek?Bu duruma bir nokta koymalı,şeytanın bacağını kırmalıyım:)

Aslında yazacak çok konu da var.Örneğin;Dün eğitim komisyonunda tartışılan "Katsayı adaletsizliği"gibi.Ama dedim ya hiç yazma isteğim yok diye...

Bakalım,belki bu satırlar tekrar yazmama vesile ya da ilham kaynağı olur:)

Pazar, Kasım 12, 2006

TÜRKİYE' DE DOMUZ GERÇEĞİ

Bugün ülkemizde ne acıdır ki 80’nin üzerinde domuz çiftliği faaliyet göstermektedir. Ülke coğrafyasında dağılımı ise şöyle: Eskişehir, Çorum, Kastamonu, Manisa, Isparta, Kayseri, Mersin, Bilecik, Erzincan, Adana, Denizli, Bursa (Karacabey,Ertuğrul köy, Hançerli Köy, Çınarlı Köy) Burdur, Gökçeada, ızmir (Menemen, Kısıklı Köyü) Balıkesir, Afyon(Emirdağ), Kütahya, ıstanbul (Arnavutköy, Ayazağa, Acımaşlı köyü, Habibler, Kemerburgaz, Beykoz, Terkos, Cendere, Halkalı, Polonezköy, Zeytinburnu, Çorlu) vs.

Bu çiftliklerin sahiplerinin ve çalışanlarının çoğu ne yazık ki kendisini müslüman olarak kabul etmektedir.

Bu çiftliklerde yılda 1 milyonun üzerinde (yanlış duymadınız) domuz, kesimhanelere gitmektedir. Kesimhanelere gelince,bir çoğu sucuk,salam, sosis imalat hanelerinin bünyesinde bulunmakta bir kısmı kaçak kesimhanelerde, çok azı da Belediyelerin kontrolunda olan kesimhanelerde kesiliyor. ıstanbul’da Sütlüce Belediyesinin kesim hanesi en meşhurlarındandır.
Kesimhanelerde kesilen domuzlar daha sonra nerelere gidiyor? Etler ve yağlar sucuk, salam, sosis fabrikalarına,otellere, tatil köylerine, büyük, küçük marketlere, büfelere, iç yağları sabun fabrikalarına, ilaç fabrikalarına, kozmetik imalatına, bazı margarincilere; kıllar fırça imalatçılarına; işkembe, bağırsak, ciğer gibi sakadatları kozmetik ve ilaç sanayiine, göz ve bazı iç organları hastahanelere; bazı artıklar yem sanayiine; deriler dericilere dağıtılmaktadır.

İşte böyle yılda 1 milyondan fazla kesimi yapılan domuzun her eczası hayatımızın çeşitli kademesinde farkına varmadan, bilgimizin dışında karşımıza çıkabilecek durumdadır. Ve bunu kontrol edecek, müslüman halka bildierecek hiçbir resmi ve sivil merci bulunmamaktadır. Sucuk, salam, sosis ürünlerinde etiketlerinde kullanılan katkı ve yardımcı maddelerin hangi hayvan cinsine ait olduğu yazılması kanuni bir zorunluluk olmasına rağmen, etiketleride bu bilgileri bulmak mümkün olmamakta. Hatta sosisler etiketsiz bile satılabilmektedir.
Sosis, salam, sucuk imalathanelerine gelince; bunu kontrol etmek hemen hemen hiç mümkün değildir. Çünkü bunu aleni yapan çok az firma var. Çoğu bu işi bile bile ve gizli yapıyor.

şişli’de Foti-Onur-Fomar
Ayazağa’da Çerkezo-Sifko imalathaneleri
Ayazağa’da Adela
Çatalcada Trakya Et ve Süt A.ş.
Gourmet
Arnavutköy yakınlarında Karlıbayır mevkiinde Marmara salam imalathanesi
Pepço,şütte,Artem,ıdeal,Özarzum imalathaneleri


Bu imalathaneler gibi ülkemizde 100’ün üzerinde imalathane var. Bu imalathanelerde markalı, markasız, etiketli, etiketsiz, domuz eti ve yağı katılmış çeşitli salam, sosis, sucuk ve jambon üretilmekte ve maalesef bunlar müslüman halka yedirilmektedir. Sadece ıstanbul’a günlük giren domuz eti miktar 30-40 ton civarındadır. Bu etlerden yapılan ürünleri gayri müslümler değil, bilerek veya bilmeyerek müslüman inancına sahip vatandaşlar tüketmektedir.
KAYNAK:Reşit Haylamaz “Türkiye’de Domuz Gerçeği”

Çarşamba, Kasım 08, 2006

Pazar, Kasım 05, 2006

HESAP VE ÖTESİ

İmam Gazali "Mükaşefet'ul Kulub"adlı eserinde hesaptan sonra insanları üç kısıma ayırmaktadır.

Birinci kısım:Hiç sevabı olmayanlar.Bunlara,"Ey mücrimler!Topluluktan ayrılın denir.Bunlar topluluktan ayrılıp cehennemin kenarında toplanırlar.Cehennemden çıkan siyah bir boyun,onları kuşun taneyi gagalaması gibi alır ve götürüp cehennemin içine atar.

İkinci kısım:Hiç günahı olmayan kesimdir ki;hayatın tüm cilvelerine karşı hamd edenler,gece ibadeti yapanlar,ticaret ve alışverişin kendilerini Allah'ı zikretmekten alıkoymadığı kimselerden oluşur.Bunlar da melekler refakatinde cennete götürürler.

Üçüncü kısım:Sayıca en çok olan kısımdır.Sevapları da günahlarıda vardır.Bunların durumları diğer iki kısım gibi kesin değildir.Çünkü Allah'ın bunları affetmesi de cezalandırması da muhtemeldir.
Bu insanlar mahşer yerinde endişe ve korku içerisinde uzun bir müddet dağıtılacak olan amel defterlerini beklerler.Amel defterinin veriliş biçimi insanlar için ilk işarettir.

Kur'an- Kerim'de bu olaydan şöyle bahsedilmiştir:
"Kimin kitabı sağ eline verilirse ,onun hesabı kolay olacakve kendisi bundan sonra cennetteki ailesinin yanına gidecektir.Kimin kitabı arkasından verilirse,o da ağlayıp sızlayacakve alevli ateşe girecektir."İnşikak,7-12

Allah Rasulü(s.a.v)şöyle buyurmuştur:
"Kıyamet gününde üç yerde kendisinden başkasını aklına getirmez ve en yakınlarını bile düşünmez.Bu yerler amel defterlerinin hangi eline verileceğini beklerken,ameller tartılıp hangi kefesini ağır geleceğini gözlerkenve sırat köprüsü üzerinden geçerkendir."

Allah amel defterini sağ taraftan alan,hesabını kolay veren mü'minlerden eylesin cümlemizi...

Çarşamba, Kasım 01, 2006

TEK RAKİBİM THY:)

OKULDA ŞİDDET

Ülkemizde son yıllarda yükselişe geçen şiddet olayları,maalesef önlenemez boyutlara ulaşmıştır.Uyuşturucuya başlama yaşı 11'e inmiş;Türkiye'nin kanayan yarası,en büyük sorunu olmuştur.Okul önlerinde bile,ekmek peynir satarcasına uyuşturucu hapları satılmakta ve maalesef yetkililerde bu hazin tablo karşısında yetersiz kalmaktadır.

Peki ne oldu da bu noktalara ulaşıldı?İstikbalimizin teminatı olarak gösterilen gençlerimize ne oldu?Uyuşturucu,taciz,şiddet neden bu boyutlara ulaştı?Saygı ve sevgi neden kayboldu?En acısı da gençlerimiz neden kimlik bunalımı yaşıyor?Kısacası yeni nesil nereye koşuyor?

Bu nedenlerin altında yatan en önemli gerçek ise;Dini eğitim ve öğretimin önüne konulan engeller ve kısıtlamalardır.Milli ve manevi değerlerin oluşmasında en büyük etken olan dini eğitim ve öğretim kısıtlanarak adeta bu duruma davetiye çıkartılmıştır.Sevgi,saygı,barış,dostluk,paylaşım vb.gibi ahlaki değerler ancak dini eğitimle elde edilebilir.Oysa günümüzde 8 yıllık zorunlu eğitime geçildikten sonra "din eğitimi"gözardı edilmiştir.

Bu bağlamda;oligarşik bir kurum olan,demokrasiyi hazmedememiş,hukuka aykırı ve keyfi kararlar alan "YÖK"sorun olmaktan çıkarılmalı ve bu sorun biran önce halledilmelidir.Halledilmediği takdirde,sorunlar yumağı büyüyecek ve tablo çok daha vahim bir hal alacaktır.