Perşembe, Mart 29, 2007

AH!EFENDİM


Hayırlı,bereketli,huzurlu bir kandil geçirmeniz temennisiyle...

Pazartesi, Mart 19, 2007

ANLAMLI SÖZLER

"Ya ümitsizsiniz, Ya da
ümit sizsiniz.
Ya çaresizsiniz. Ya da çare
sizsiniz.
Behçet Necatigil
"Küçük olaylar karşısında
sabırlı olmazsan
büyük planları
gerçekleştiremezsin."
Çin Atasözü
"Her kısın yüreğinde
titreyen bir bahar vardır.
Her gecenin peçesinin
ardında tebessümle
bekleyen bir şalak vardır.''
Halil Gibran
"Dağ ne kadar yüce olsa,
yol üstünden aşar.
Türk Atasözü
"Nerede olursanız olun
elinizdekilerle
yapabileceklerinizi yapın."
Theodore Roosevelt
"Taşı delen suyun gücü değil,
damlalarının sürekliliğidir."
"Hedefe yaklaştıkça,
zorluklar artacaktır.
Goethe
"İyi ağaç kolay yetişmez;
rüzgâr ne kadar
kuvvetli eserse ağaçlar da
o kadar sağlam olur."
J. Willard Marriot

Cumartesi, Mart 17, 2007

Cuma, Mart 16, 2007

HAYIRLI CUMALAR

“Allah yolunda öldürülenleri (şehitleri) sakın ölü sanmayın. Bilâkis onlar diridirler; Allah'ın Iütuf ve kereminden kendilerine verdikleriyle sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiç bir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duyurmaktadır.”8 AI-i İmran, 169-170.

Behz. b. Hakim (r.a)'den, Rasulullah şöyle buyurdu: Kıyamet günü sizler yaya olarak, binitli olarak ve yüzüstü sürünerek mahşer yerine toplanacaksınız.(Tirmizi,2424)

Salı, Mart 13, 2007

Cuma, Mart 09, 2007

DÜNYA HAYATI

Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?(En'am suresi/32)

Ka'b b. İyad (ra) demiştir ki; Ben Resulullahı (sav) şöyle buyururken duydum. “Her ümmetin bir büyük fitnesi (imtihan vesilesi) vardır. Benim ümmetimin baş fitnesi (sıkıntı sebebi) de maldır.

Ümmü Seleme (rah) validemizden nakledildiğine göre Peygamber (sav) Efendimiz şöyle dua ederdi: “Ey kalpleri halden hale değiştiren (Allahım), benim kalbimi dinin üzere sabit kıl !”

Çarşamba, Mart 07, 2007

İSLAM VE KADIN

1-Kadın insan olma açısından erkek gibidir :Cenab-ı Hak buyuruyor . "Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan Rabbinizden korkun"(Nisa süresi 24)
2-Kadın dindar olmaya, iman ve ibadete ehliyetlidir :"Rableri onlara karşılık verdi : Ben sizden erkek kadın, hiçbir çalışanın işini zayi etmiyeceğim. Hep birbirinizdensiniz." (Al-, İmran Suresi 195)
3-İslam, kadına miras hakkı tanımıştır .
4-İslam eşler arasında hakları tanzim etmiştir ."Erkeklerin kadınlar üzerinde bulunan hakları gibi kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları bir derece daha fazladır." (Bakara Suresi 228)
5-İslam Boşanma Meselesini düzene Koydu.
6-İslam Kız Çocukların Katlini Yasakladı.
7-İslam, kadın erkek arasında yargı eşitliği getirdi
8-İslam kadına mülkiyet hakkı verdi.
9-İslam, kadınında eğitimine önem verdi.
10-İslam, kadına ikram edilmesini emretmiştir ."Biz insana, ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. anası onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu." (Ahkaf Suresi 44)

Çarşamba, Şubat 21, 2007

Salı, Şubat 20, 2007

KAYLULE

Kaylule;Gün ortasında bir miktar uyumadır.Duha vaktinde olduğu gibi,öğleden sonrada kaylule yapılabilir.Kaylule uykusunun hükmü;sünnet-i seniyyedir.
Rasulüllah (s.a.s): "Gündüz orucu için sahur yemeğinden ve gece ibadetine kalkmak için "kaylule"den yararlanın" (İbn Mâce, Savm, 22)
buyurmuşlardır.

Gece yemeği gündüz orucuna yardımcı olduğu gibi, kaylule etmek de gece ibadetine yardımcıdır. Gece ibadetine kalkmayacak bile olsa bu vakitlerde uyumak lüzumsuz dedikodu yapmaktan daha makbuldür. (İmam-ı Gazali)

İmam-ı a'zam Ebu Hanife her gün sabah namazını camide kılıp öğleye kadar sualleri olanlara cevab verir, öğleden önce oturduğu yerde kaylule yapardı. (Temimi, Mekki)

Cumartesi, Şubat 17, 2007

GÜNAHLARIN GİZLİ KALMASI

Kul hakkını içermediği sürece günahları üçüncü şahısların bilmesine gerek yoktur.Çünkü günahların özünde “gizlilik” esası vardır ve bu muhafaza edilmelidir. Allah’ın “Settarü’l-uyub” ismi günahları gizlemek istemektedir. Af yolunun kapanmaması için günahların gizli kalması elzemdir.

Bediüzzaman hazretleri,insanın kusur ve günah işlemeye kabiliyetli bir fıtratı bulunduğunu beyan eder.Ayrıca Cenab-ı Hakkın Settar ve Ğaffar isimlerinin kusurlar ve günahlara karşı bir siper hükmünde bulunduğunu; yalnız Kendisine sığınıldığında Cenab-ı Hakkın günahları örttüğünü, gizlediğini ve bağışladığını kaydeder.

Resul-i Ekrem Efendimiz (asm) buyuruyor ki:
* “Günahı açıktan işlemekten sıkılmayanlar hariç bütün ümmetim bağışlanmıştır. Geceleyin bir günah işleyip, Allah da yaptığı bu günahı örtmüşken sabahleyin kalkıp, ‘Akşam şöyle şöyle yaptım’ diyen kişi, açıkça günah işlemekten sıkılmayan kimselerdendir. Rabbi geceleyin suçunu örtmüşken, sabahleyin kalkıp Allah’ın örttüğü bu örtüyü kaldırıyor.”
* “Bir kul dünyada bir kulun ayıbını örterse, Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.”
* “Günah işlediğinde hemen tevbe et. Gizli işlediğin günaha gizlice, açıktan işlediğin günaha da açıktan tevbe et.”
* “Günah gizli kaldıkça sadece sahibine zarar verir. Ortaya çıktığında ise düzeltilmezse, topluma zarar verir.”
* “Allah’tan kusurlarınızı örtmesini ve sizi korktuklarınızdan emin kılmasını isteyin.”
* “Allah Teala şöyle buyuruyor: ‘Ben dünyada Müslüman bir kulumun örttüğüm bir kusurunu, ahirette ortaya çıkarıp onu rezil ve rüsvay etmeyecek kadar büyük kerem ve af sahibiyim.’”

Salı, Şubat 13, 2007

Cumartesi, Şubat 10, 2007

LALELİ CAMİİ


Sultan 3.Mustafa hayır yapmayı seven bir padişahtı.Hayır ve hasenat deyince kalbinde ayrı bir şevk ve iştiyak belirirdi.

Birgün Laleli Baba'nın da bulunduğu bir mecliste bu hissini ortaya koydu.Yanında vezirleri de vardı.Laleli Baba'ya dönüp:"Hocam!Bir hasenat yapmak isterim.Köprü,han hamam,cami ne olursa.Elimdeki imkanı değerlendirmek istiyorum.Öbür aleme gittiğimizde ardımda hayır hasenatla anılacağım bir eser bırakmak istiyorum ne dersiniz?"diye sual etti.

Laleli Baba ermiş bir zattı.Padişahın böyle ulu orta herkesin yanında yapacağı hayırdan bahsetmesinde gurur işareti sezdi.Çünkü hayır işleri gizli yapılırdı.Laleli Baba aynı zamanda lafını esirgemezdi.Düşündü,taşındı ve Padişah'a şöyle dedi:""Bir abdesthane yap da,insanlar def-i hacetini gidersinler!"

3.Mustafa bu sözü duyunca kendini aşağılanmış hissetti.Yüzü kıpkırmızı oldu,sorduğuna soracağına pişman oldu.Zoraki gülümsedi ve vezirleriyle kalktı orayı terketti.Saraya döndüğünde hala sinirli ve düşünceliydi.Bir ara def-i hacet için saray heleasına gitti.Fakat o da ne?Def-i hacet yapamıyordu.Çıktı,bir süre sonra tekrar girdi.Yine aynı.Hasıl-ı kelam;Padişah o gece sabaha kadar kıvrandı durdu.Doktorlar falan da bir çare bulamamıştı.Meseleyi sonunda anladı 3.Mustafa.Bu Laleli Baba'nın işiydi.Velayet sahibi olduğu için kerametini göstermişti.

Hemen Laleli Baba'yı ziyarete gitti.Sultanım,dedi"Ne istersen onu yapacağım.Yeter ki şu tasarrufunu kes.Def-i hacetin kıymetini anladım.Hayır ve hasenat yaparken bundan böyle kalbine en ufak bir gurur ve kibirin gelmemesi gerektiğini anladım."dedi.

Zaten Hak dostunun anlatmak istediği buydu."Ne istersem yapacak mısın?"dedi.Öyleyse bir cami yap.Abdest hanesiyle tam tekmil bir cami olsun bu.Laleli semtini işaret ederek"Şu bölgede olsun bu cami."diyerek arzunu belirtti.3.Mustafa bu nasihat neticesinde şimdiki Laleli Camii'ni yaptırdı.Allah onlardan razı olsun.

Çarşamba, Ocak 31, 2007

MUTLULUĞA GİDEN YOL

Ey nefis!
Bil'ki;Hırs ve açgözlülük,insanı helaka götürür.
Onun için kendine iktisat ve tasarrufu şiar edin.
Kanaat sahibi ol ve şunu da unutma!
"Tedbirli olmak,maişetin yarısıdır."
Müstakbel(gelecek) için,uzun emeller kurup kaygı etme.
Rızkı verenin ancak Allah olduğunu aklından çıkarma!!
Takva sahibi ol.
Yüce Allah şöyle buyurmuyor mu?
"Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa
Allah ona bir çıkış yolu açar.
Onu beklemediği yerden rızıklandırır.
Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter."
Dünya işlerinde senden daha aşağıda olanlara,
ahiret işlerinde ise;senden daha yukarı olanlara bak.
Ve unutma'ki ey nefis;
Kanaat en büyük zenginlik,
hırs ve açgözlülük ise;zillettir.

Cumartesi, Ocak 27, 2007

MİMLENMİŞİM

Değerli komşum beni mimlemiş.Ben de 3-4 gündür net ortamından uzak olduğum için,mimlendiğimden haberim olmamıştı.Aslında daha önceleri de buna benzer blog oyunlarına maruz kalmıştım:)Ne diyelim başa gelen çekilir.Sanırım mimlenmek;hakkımızda bilinmeyen beş şeyi paylaşmakmış.Paylaşalım bakalım:)

1-İyi bir Galatasaray taraftarı,
2-Akvaryumda balık beslemeyi sever,
3-Yalan söylemeyi sevmez,
4-Bayanlarla(eşi,ablası,annesi v.s)çarşıya çıkıp alış-veriş yapmasını sevmeyen(çok gezdikleri için)
5-Buhara Pilavını sever:)

Bu sefer böyle kısa ve öz olsun.Eğer katılmak isterlerse Cenk Ünal ve Ali Kahya beyefendileri mimlemek istiyorum:)

Selametle,

Pazartesi, Ocak 22, 2007

BİD'AT NEDİR?

Bid'at, sonradan çıkarılan şey demektir. Bunlar ya adette olur veya ibadette olur.

İbadette bid'at, Resulullahın ve dört halife zamanında bulunmayıp da, dinimizde, sonradan meydana çıkarılan, uydurulan inanışlara, sözlere, işlere, şekillere ve adetlere denir.

Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:(Din adına uydurulan her şey bid’attir, her bid’at sapıklıktır; her sapıklık da Cehennemdedir.) [Buhari, Müslim, İbni Mace, Nesai]

“Anneler - Babalar günü” adettir. Yani, adette bid’attir. adette bid’at olduğu ve zararlı olmadığı, çirkin ve dine aykırı yönü bulunmadığı için, anneler babalar günü tertip etmekte ve hediye vermekte mahzur yoktur. Anneleri babaları senede bir gün yerine her gün hatırlamak, onlara hizmet etmek, ölmüşlerse, dua etmek, hayır hasenatta bulunmak gerekir.

Doğum günü kutlamak ibadet değil adettir. Bu adet Hıristiyanlardan gelmiş olsa bile, ibadet olmadığı için Müslümanların, doğum günü, evlilik yıldönümü gibi günler tertip etmesinde mahzur yoktur. Fakat gayrı müslimlerin ibadet olarak yaptıkları şeyleri, mesela bayramlarını kutlamak caiz olmaz. Evlilik yıldönümü gibi günah olmayan adetleri taklit etmek caiz olur. Ancak faydası olmayan adetleri almak, Batıyı körü körüne taklit etmek, onlara özenmek uygun sayılmaz.

yılbaşlarında tebrik kartı yazmasında mahzur yoktur. Günah olmayan böyle adetleri taklit etmek caiz olur. Ancak yaş gününde mum dikmek gibi faydası olmayan adetleri yapmak uygun olmaz.Hakim’in rivayet ettiği (Bir kavme benzeyen onlardandır) hadis-i şerifindeki benzemek, ibadetlerde benzemektir.

Adette bid’at, sevap beklenilmeden, dünya menfaati için yapılan şeylerdir. Adette bid’at, bir ibadeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse günah olmaz.

İslam alimleri, bid’ati, Bid’at-i hasene ve Bid’at-i seyyie diye ikiye ayırmışlar, mektep, kitap gibi sonradan yapılan şeylere Bid’at-i hasene demişlerdir. Hadika’da, (Böyle bir bid’at, bir ibadetin yapılmasına yardımcı olduğu için, dinimiz izin verir) buyuruldu. İmam-ı Rabbani hazretleri ise, dinin izin verdiği böyle faydalı şeylere, bid’at kelimesini bulaştırmamak ve bunlara Sünnet-i hasene [iyi iş] demek gerektiğini bildirir. Sünnet, burada yol, iş demektir. Yolun, işin iyisi de, kötüsü de olur. Hadis-i şerifte, Sünnet-i hasene [iyi çığır] açanlar övülmekte, Sünnet-i seyyie [kötü çığır] açanlar ise kötülenmektedir. (Müslim)

Cumartesi, Ocak 20, 2007

HİCRİ YILBAŞI

Hicri Takvimi Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan bir takvim sistemidir.

Medine'de İslam devletinin kurulmasından Hz. Ömer (r.a.) devrine kadar müslümanlar bazı önemli olayları tarih başlangıcı kabul edip buna göre zamanlarını tayin etmekteydiler. Mesela; Fil olayı, ficar savaşı, zelzele yılı, veda haccı yılı ve bazı önemli zatların ölümü gibi olaylar tarih başlangıcı olarak kabul edilmekteydi. Ancak bu, zaman zaman karışık bir durum arzediyordu. Hz. Ömer (r.a) bu karışıklığı gidermek amacıyla konuyu diğer sahabelerle istişare etti. Bu sırada meydana gelen olay bunun gerekliliğini bir kat daha arttırdı. Yemen Valisi Ya'la b. Ümeyye Hz. Ömer (r.a)'a gün, ay ve yılı belli olmayan bir mektup gönderir. Aynı şekilde yılı belli olmayan vadesi Şaban ayı, diye kaydedilen bir senet Basra Valisi Ebu Musa el-Eşari'ye getirilir. Sözkonusu senette geçen şaban kelimesinin, bu yıla mı, geçen yıla mı, yoksa gelecek yıla mı ait olduğu meselesi kesin olarak anlaşılmayınca bu tarih ve sened ihtilafa sebeb oldu ve konunun önemini ortaya çıkardı. Sahabiler meseleyi görüşerek tarih başlangıcı konusunda İran, Yunan vb. gibi ülkelerin takvimlerini benimseme tekliflerini ileri sürdüler. Ancak bu teklifler kabul görmeyince Hz. Ali (r.a) takvimin hicretin başlangıç olması gerektiğini ileri sürdü. Onun bu görüşü derhal benimsendi. Hz. Peygamber (s.a.s), rebiülevvel ayında hicret etmişti. Ancak kameri yıl muharrem ayı ile başladığından tarih iki ay sekiz gün geri alınıp Hicri takvimin başlangıcı 23 Temmuz 622 olarak tesbit edildi. Miladi ve Rumi tarihler gibi on iki ay esasına dayanan hicri yıl muharrem ayı ile başlar ve zilhicce ile sona erer. Hicri (kameri) aylar şunlardır: Muharrem, safer, rebiülevvel, rebiülâhir, cemâzielevvel, cemâzielâhir, recep, şaban, ramazan, şevvâl, zilkade, zilhicce

Hicri takvim hicreti esas alır. Günümüzde kullanılan miladi takvim ise Hz. İsa'nın doğumunu 'tarih başlangıcı olarak esas almaktadır.

Bu vesileyle tüm mü'minlerin hicreti kutlu,yeni yılı mutlu,huzurlu ve hayırlı olsun inşallah.

Perşembe, Ocak 18, 2007

DÖRT ESAS

Üstad Bediüzzaman Said Nursi hazretleri en yüksek tarikat olan kulluk tarikatinin dört esasını şöyle ihsas eder:

“Der tarik-i acz-mendi lazım amed çar-çiz:Acz-i mutlak, fakr-i mutlak, şevk-i mutlak, şükr-ü mutlak ey aziz...”

Acz-i mendi aczini bilme yoludur. Dikkat edilirse 4 terkten değil 4 lüzumdan yani var olmadan bahsediliyor. Yani terketme, ama Allah namına kullan.Tam bir acz.
Acz-i mutlak; Hiçbir noktada güç görmemek(kainatta ve ‘ben’de).
Fakr-i mutlak:Bende hiçbir servet görmemek. Tam fakirlik ve ihtiyaç hissine ulaşmak
Şevk-i mutlak: Allah’a karşı tam bir iştiyak, her şeyde O’nun rahmetini görüp şevklenmek. O’na doğru şevki kıran her şeyde kusurludur.
Şükr-ü mutlak: Tam bir şükür hali. Her şey de artık şükretmek.

Pazar, Ocak 14, 2007

NE YAPILMAK İSTENİYOR?

Bizim gibi yüzlercesi var.Mağdur olan,müktesep hakları elinden alınan,hak ve hukuka sığmayan muamelelerle yüzyüze kalan..Çoğu zaman inanmakta gerçekten güçlük çekiyorum.Türkiye gerçekten bir hukuk devleti mi?

Aslında çevremde buna benzer haberleri birebir duymuş hatta kısmende olsa yaşamıştım.Ama bugün yine bu haberi okuyunca;yüreğim burkuldu,inancım zayıfladı..niçin?Ülkemizin geleceği için!Gerçek anlamda demokrasinin olmayışına,insan haklarının ihlal edilmesine,sosyal bir hukuk devleti olarak anılmamıza rağmen hukukla bağdaşmayan hal ve hareketlerin devam etmesine üzüldüm...

Salı, Ocak 09, 2007

BİZİM MAHALLE

Bugün hava açıktı.Dağlarda kar olmasına rağmen güzel bir hava vardı.Zaten bu sene kış gelmeyecek gibi.Mahalleye gideyim dedim.Amacım şimdi İstanbul da olan babamın evini kontrol etmekti.Uzun süredir uğramamıştım.

Mahalleye ulaştığımda ikindi sonuydu.Tatlı bir huzur ve sukunet vardı.Köşedeki fırın,Gülpınarlı manav,berber artis(Osman Usta),şerif bakkal(şimdi market oldu)hepsi yerli yerindeydi.Nihayet ilkokul 4.ve5.sınıfı okuyup mezun olduğum okulumun önünden geçtim.İçeriden cıvıl cıvıl çocukların sesi geliyordu.Kendi çocukluğum aklıma geldi.Tam 26 yıl öncesi..

Mahallede çocuklar misket oynuyorlardı.Ama bizim zamanımızdaki gibi sokak ortasında veya evlerinin önünde değil.Evimizin hemen yanıbaşına oyun parkı yapılmış,o parkın içerisinde oynuyorlardı.Düşündümde şimdiki çocuklar bizim zamanımıza göre daha şanslılar.Kim bilir belki bizde daha önceki nesillere göre şanslıydık.

Komşularla ayak üstü sohbet ettik.Hal hatır sorduk birbirimize.Babamı sordular ne zaman dönecek diye?Karşı komşu Aysel abla hala bitkisel hayattaymış,Emel hanım kocasının vefatından sonra oğluyla Denizli de kalıyormuş.Kiracımız komşulara oturmaya gitmiş.Orhan yine camdan kafasını uzattı lafladık biraz:)

Hasıl-ı kelam;mahallelerde hala tükenmeyen bir samimiyet,sevgi ve sıcaklık var.Sanırım büyük şehirlerde bu iletişim kopmuş vaziyetde.