Cumartesi, Mayıs 26, 2007

BARLA

Sözler, Mektubat ve Lem’alar’ın tamamının telif edildiği yer.Şirin mi şirin bir şehir Barla.Üstad Bediüzzaman'ın 8 yıl mütemadiyen daha sonra da belirli aralıklarda kalmış olduğu Eğirdir gölüne nazır hoş bir şehir..

Muhterem Babam ve çok değerli bir aile dostumuzla yıllar sonra nasip oldu bu güzel şehri ziyaret etmek.Ulaştığımızda saatler çoktan gecenin yarısını geçmişti.Havası serin ve insana huzur veriyordu.

Sabah namazını A.Kadir Badıllı abinin taşlarını Urfadan getirtip tekrar imar ettirdiği Üstadın camisinde ifa ettik.Manevi atmosferden etkilenmemek imkansızdı.Allah şefaatlerine mazhar kılsın inşallah...

Namazın akabinde eve dönüp evrad,ezkar ve bir müddet daha dinlendikten sonra kalkıp kahvaltımızı yapıp hemen yanıbaşımızda komşu olan Üstadın evini ziyaret ettik. Muhtelif yerlerden gelen ziyaretçiler vardı.

Evin hemen yanıbaşında ulu bir çınar ağacı vardı.Üzerine çıkıp tefekkür ettiği yer tüm heybetiyle aynen duruyordu.
Hemen az aşağıda üstadın 28.sözü yazdığı ve cennet bahçeleri misali diye nitelendirdiği bahçe.
Cuma vakti yaklaşmıştı.Ertesi günü devam etmek ve Isparta da sevdiğimiz bir dostun resmi nikah töreni merasimine yetişmek üzere ayrıldık Barladan...

3 yorum:

suveyda dedi ki...

emircan bey hoşgelmişsiniz.

maşallah bayağı gezmişsiniz.
bu kadar gezmeye bir ayakkabı eskimiştir galiba:)

bakılırsa bol tefekkürlü huzurlu geziler olmuş.tekrarını dilerim inş.

Allah'ım banada lütfen:)

mehmetabi dedi ki...

Muhterem Hocam Hoşgeldiniz
Çok güzel düğün ve nikah töreni olduğu anlatımlarınız ve duyumlarımızdan anlaşılıyor
Allah evli çiftlere dünya ve ahiret saadeti versin

Fırsat bulursanız Nurs'a da gitmenizi tavsiye ederim
Şarkın sarp dağlarından doğan suların nasıl deryalara dönüştüğünü görmek bir başka harika

Selamlar

Gönül Pınarı dedi ki...

Efendim seyehatiniz mübarek olsun ve hayırlara vesile olsun inşallah. Düğününe iştirak ettiğiniz çiftlere da Rabbim iki cihan saadeti versin.

Barla deyince gerçekten insanın heyecan ve duygu katsayısı yükseliyor. O derelerin dili olsa da, üzerlerinde dolaşan mübarek ayakların çektiklerini bir anlatsalar. Yağmurlu bir günde, ayağındaki lastik ayakkabılar çamura saplanmış, çorapları ile çamurda yürüyen bir ihtiyar. Kimsesi yok, garip bir yabancı, bu perişan haline hiç aldırmadan çamurlu çoraplarını çınar altındaki çeşmede yıkamaya çalışıyor. Ve devletin ajanları, bu garip ihtiyarı adım adım izliyor, kimseyle görüşmesine ve kimsenin ona yardım etmesine izin verilmiyor. Ve... Süleyman isminde bir genç, her şeyi göze alarak onun peşinden gidiyor, ayakkabılarını ve çoraplarını yıkamaya yardım ediyor, bir ateş yakarak ısınmasını ve kurulanmasını sağlıyor. Sonra da onun hizmetine girerek sadakatla kendisine hizmet ediyor, SIDDIK SÜLEYMAN adını alıyor.....

O köhne yerde, kuş uçmaz, kervan geçmez denilen vadi içinde sesini hiç bir yere duyuramasın, burada ölüp gitesin diye Barla'ya sürülen bu ihtiyar, orada öyle bir gençleşiyor ve öyle bir hayat buluyor ve parlıyor ki, bugün onun neşrettiği nurlar dünyanın yüzünü nurlandırıyor. Eserleri dünya dillerine çevrilen ve en çok okunan kitaplar oluyor.

Barla, böyle bir güneşin doğduğu menzil olması hasebiyle, gerçekten gezilip görülecek ve feyz alınacak en güzel mekanlardandır.

Emircan Bey bu güzelliklerden istifade ettiğiniz için tebrik ediyor, Üstad'ın himmeti ile şirket-i maneviyeden yüksek bir hisse almış olmanızı diliyorum.